Osmanlı’nın son iki yüzyılında oynanan oyun tekrar “pazara” sokuldu!

Soner Yalçın: Temel mesele

Türk sağ politik hafızasının değişmez “düşman imgeleri” vardı:
“Kızıl Moskof” gibi…
Bugünlerde “düşman imgesi” değişti; “üst akıl” oldu!
Kavramdan kimler kastediliyor pek bilinmiyor; bazen ABD, bazen AB oluyor!
Bugünlerde; Erdoğan’ın Donald Trump sevgisi ve Avrupa Parlamentosu temsilcilerine sert çıkışıyla AB ön plana çıktı.
Meseleyi Erdoğan üzerinden tartışmak istemiyorum.
Hele yeni “düşman imgesi” yaratma peşinde hiç değilim. Fakat…
Bu Avrupalı politikacıların-diplomatların…
– Kendilerini beğenmiş tavırları…
– Üstünlük taslayarak/üst perdeden konuşmaları…
– Ve nihayetinde Türkiye’yi müstemleke ülke gibi görmeleri…
Sizi de/yani şiarı tam bağımsızlık olan “Mustafa Kemal’in askerlerini” de rahatsız etmiyor mu?
Beni çok ediyor. Ama hemen ardından şunu düşünüyorum:
Türkiye’nin bu hale düşürülmesinden kimler sorumlu? Bu konuda gerçekçi yüzleşme/ideolojik analiz yapılıyor mu?
Prof. V. Necla Geyikdağı ABD, İngiltere ve Kanada’da uzun yıllar bulunmuş akademisyen. “Osmanlı Devleti’nde Yabancı Sermaye 1854-1914” adlı kitabında şöyle diyor:
“Çok büyük gelişme potansiyeline sahip olan bu topraklardan ‘geri kalmış’ bir ülke olarak söz edilmesi, bütün eğitim yaşamım boyunca bende dinmeyen bir yürek ağrısı olarak kaldı.”
Evet, bu geri kalmışlığın sorumlusu kim?..
Sürekli mitler, fetişler ve düşman imgeleri yaratan Türk sağı, ne zaman gerçek dünyaya dönüp özeleştiri yapacak?..

Kim ilerici

Türk sağ dünyasında, Osmanlı’nın çöküşünün asıl nedeninin ekonomi olduğuna ilişkin görüş bulmak zor. Aksine…
Osmanlı’yı İngiliz sömürgesi yapmak için 19’uncu yüzyıl başında İstanbul’da lobi yapan David Urquhart’a, AKP kurmay kadrosundaki Hüseyin Çelik “Osmanlı Yanlısı İngiliz Dış İşler Komiteleri” kitabında güzelleme yazdı!
Osmanlı’nın “hasta adam” olmasında münevverlerinin de kabahati yok mu? Sol-Kemalist Doğan Avcıoğlu şu tespitte bulundu:
“Tanzimat ilericileri, sarayın gölgesinde bilerek ya da bilmeyerek, Avrupa emperyalizminin arzuladığı ve onların çıkarına olan reformlara yönelmişlerdir. Anadolu eşrafı, Türk imalatçısının iflasına yol açan 1838 Osmanlı-İngiliz Ticaret Anlaşması’nı önlemek için İstanbul’a heyetler yollamışlar; fakat Tanzimat ilericileri, Anadolu’nun sefaleti pahasına anlaşmayı imzalamışlardır…”
Türk aydınının-politikacısının-bürokratının benzer tavrını; son yıllarda -tarımı ve sanayileşmeyi yok eden- AB ile yapılan gümrük birliği gibi ticari anlaşmaları savunmasında görmedik mi?
Süreç hep aynı: Önce ekonomik sömürge anlaşması; ve ardından mutlaka siyasi dayatma geliyor. Yani… 1839’daki Tanzimat; “hayriye” değil, “şeriyye” idi; Osmanlı devletini parçalamak ve sömürgeleştirmek isteyen Batı’nın bu topraklara atmış olduğu ilk siyasi adımdı.
Ve bakınız:
– Osmanlı pazarı kayıtsız şartsız İngilizlere açılırken…
– Osmanlı hazinesi ancak dış borçla ayakta durur hale getirilirken…
Osmanlı sarayının ve münevverlerinin gündeminde Anayasa vardı:
– Devlet, İslam Devleti mi, değil mi?
– Padişah, kanun dışında mı, değil mi?
– Padişahın, halkın seçtiği meclisi düşürme yetkisi olmalı mı olmamalı mı? Vs.
Bugüne nasıl benziyor;
dejavu!

Atatürk kuşatıldı

Gelelim… Osmanlı dönemi sonrasına…
Milliyetçi-muhafazakar-sosyalist çevreler; Mustafa Kemal önderliğinde emperyalizme ve kapitalizme karşı kurtuluş mücadelesi bayrağı altında bir araya geldi.
Askeri anlamda büyük zafer kazanıldı. Ama ülke yakılıp yıkılmış; ve yıllardır harp eden halk bitkin düşmüştü.
Böyle bir ülkede ekonomik kalkınma nasıl olacaktı:
– Osmanlı’nın hatasını tekrarlayarak mı?
– Yerli özel teşebbüsü teşvik ederek mi?
– Devletçilikle mi?
İzmir İktisat Kongresi’nde -bilinenin aksine- devletçiliği savunan dönemin Maliye Bakanı Esat Bozkurt pek alaka görmedi. İlgi gören sanayiyi-ticareti teşvik eden ve büyük toprak sahiplerine kolaylık sağlayan konulardı. Amaç, “yerli burjuva sınıfı” yaratmaktı.
Kongreye hakim olan anlayışın lideri Mustafa Kemal değil; ekonomik kalkınmayı din-ahlak açısından gören Kazım Karabekir idi! Sonuçta…
Ekonominin yeni yol haritasından yerli sermayeyi teşvik kararı çıktı.
Şu tespiti yapmalıyız: Cumhuriyet’in reformcu öncü kadroları; okumuş-şehirleşmiş asker ve memurlardı. Büyük köylü kitlesiyle aralarındaki bağlantı kopuktu. Ticaret dünyasına uzaktılar. Ve…
-Sanayi teşvik kanunu gibi- çıkarılan imtiyazlardan yararlanmak isteyen; ve daha çok taviz koparma amacındaki İstanbul’daki ithalatçı, bankacı ve yabancı şirketlerin acentası kompradorları (kurucu kadrolara kızlarını da vererek), CHP’ye sızdı. Bunlar köşe başlarını tutarak devrimleri; ve itibarıyla yeni siyasal rejimi zamanla salt “şekil değişikliğine” dönüştürdü.
Maalesef Atatürk, toprak reformunu bile Meclis’ten geçiremedi. Yorgundu. Yalnızdı. Böylece…
Seçilen ekonomik politikanın geniş halk kitlesine pek yararı olmadı; ardından “ağa-eşraf-komprador” iktidarı DP, halka giden cılız yolları kesti. Yoksulların payına dini muhafazakarlık düştü!
Osmanlı’nın son iki yüzyılında oynanan oyun tekrar “pazara” sokuldu! Türkiye bu kez sömürgecilerin en yamanına çattı: ABD! Ardından… Duvarları yıkılan serbest piyasaya AB girdi. Sonrasını biliyorsunuz; süreç 1838’e döndü!
Bu iktisadi anlayışı eleştirenler ise, “kızıl Moskof” denilerek işsiz bırakıldı; hapse atıldı; katledildi! Ve hâlâ da “düşman” görülüyor.
Türk sağı şunu bilmelidir:

Türkiye’yi sömürge haline getirtirseniz; AB-AP temsilcileri “paran kadar konuş” küstahlığına devam eder! Sahi… Euro-Dolar en son kaç oldu?..

sozcu.com.tr