Oyun içinde oyun Bir şeyh… Adı Muhammed Abdülkerim Keşnizani…

Size bir şey hatırlatıyor mu? Bilmem. Ancak bana hatırlattığı; yakın tarihin kendini tekrarlayan sayfalarından biri olarak Saddam Hüseyin’i Amerika’ya teslim eden şahıs oluşu.

Bir Kürt aşireti olan Keşnizani aşireti körfez savaşı sonrası yükselişe geçtiğinde kimse tehlikenin farkında değildi. Saddam’ın karısı, komutanları, generalleri ve en yakınındaki herkes Keşnizani Tarikatının birer müridi haline gelmişti. Ancak bu tarikatın bir farkı Kur-an adı altında kabalist öğretileri müridlerine öğretiyor oluşuydu. Saddam’ın her hareketinden an be an Tarikatın haberi oluyordu. Bilgiler anında CIA ve MOSSAD’a ulaşıyordu.

Saddam’ın gidişi bu nedenle ansızın oldu…

Türkiye’de gerçekleşen 15 Temmuz’daki başarısız darbe girişimi planlanmış ancak değişkenleri  kontrol edilemeyen bir oyundu. Sonrasında ikinci girişim beklentisinin ayrıntıları aklıma yine bu senaryonun versiyonlarını getirdi. Fetö ile olmazsa azınlıklarla olur mantığı ile doğudaki aşiretleri avcuna almak ancak Amerika gibi bir düz mantığın ürünü olabilirdi.  15 Temmuz’un hükümet tarafından cihat mantığıyla algılanışı Fetö’nün ekseninin Keşnizani müridleri gibi İslam’dan kaymış oluşundandır.

Ancak unutulmaması gereken yegane unsur: ‘LAİK’ ülkelerin asla din tuzağına düşmeyeceğidir. Bu yüzden tüm dincilerin de Atamıza sarılması aslında içten içe gerçeği bilmelerindendir.

Bizlere yıllardır aktarıldığı üzere petrol değildir Ortadoğu’nun önemi. BOP kapsamında kendini tekrarlayan tüm oyunların sebebi Amerika’nın Dünya’ya, yeryüzü ve gökyüzü yasaları ile hakim olma arzusudur. Ortadoğu’ya göz atarsak üç semavi dinin de kaynağı olduğunu görürüz. Bu küçük ancak yoğun coğrafyada  doğan Hristiyanlık ve Museviliğin ortak sevdası Mesih’in dönüşüdür. Çünkü Mesih’in dönüşü toprağa aç İsrail’e vadedilmiş toprakları, güce doymayan canavar Amerika’ya da müslümanları sindirme şansı verir. Mesih’in dönmesi için Eski Ahit, yani Tevrat kitabındaki tüm gerekli şartları bir bir yerine getiren Amerika sözüm ona özgürlüklerin ülkesidir.  Ancak üzerinde yerlilerin yaşadığı bir kıtayı her nasılsa yeniden keşfederek 40 milyon kızılderiliyi katletmiş bu süpergücün doğuşu ne kadar riyakarlık doluysa hayatı da aynı çizgide idame etmektedir. Yani ABD ne özgürdür, ne de laik… Yalnızca riyakardır.

Ayrıntıları Ramazan Kurtoğlu’na ait Evanjelizm kitabında bulabileceğiniz bu ortak rüya esasında bir kıyamet senaryosudur.

Öyle ki; İsrail’deki Megiddo tepesi civarında olması beklenilen ve zemini hazırlanmaya başlanan nükleer savaş, yeryüzündeki en büyük kıyımlardan olacaktır. İncil’de bahsedilen Chittim(Kıbrıs)’a İngiliz ve Amerikan askeri filoları İsrail’e yardıma geleceklerdir. Bu savaş esnasında İsrail’in zarar görmemesi için tüm Ortadoğu BOP çerçevesinde istikrarsızlaştırılmış, güçsüzleştirilmiştir.  Irak, Suriye ve Mısır arka arkaya içerden fethedilmiştir. İsrail’e vadedilen Nil’den; Fırat ve Dicle’ye kadar olan topraklara giden koridora devamlı terör pompalanmasının nedeni budur.  Bölge’deki etnik çeşitliliğin bizler tarafından devamlı yutulan bir yem oluşu da ayrıca değerlendirilmelidir.

Ortadoğu çukurunda cennetin anahtarını arayan ortaçağ zihinlilerin oyunları yalnızca laiklik ekseninde kalarak engellenebilir. Tüm aşiretler kontrol altında tutularak, halkı bütünüyle kucaklamak yapılacak en akıllıca ve en vicdanlı davranış olacaktır. Çünkü tüm diğer Ortadoğu ülkelerinde yaptıkları gibi bize karşı en büyük silah da azınlıkları kışkırtmaktır.

Tüm bu süreçte Rusya ve İran başta olmak üzere tüm komşularımızla sıcak politikalar içinde olmamız da yararımızadır.

Ellerindeki 1 ŞAH’ı MAT etmek zor değil. Bu ülkede hala oyunları gören zihinler var. Yurtta Sulh sağlansın, Cihan’da dersini alır elbet. İnsanlığın bir Mesih’e ihtiyacı yok. İnsan olma yüceliğine erişmek kafidir.  Cennetin anahtarı kalptir ve zihindir. İkisini de kullanmamız dileği ile…

Çiçek Sekban Tüfekçi