Sen mutlu ol yeter.

Ergenekon ve Balyoz zamanıydı… Ordunun en kıymetli komutanları uydurma delillerle içeriye alınıyordu. Sen ve çevrendekiler “Türkiye bağırsaklarını temizliyor” dediniz. Sen bu davanın savcısı olduğunu bile söyledin. Ne oldu sonunda? Hepsi kumpas çıktı. Ölenler öldükleriyle, yatanlar yattıklarıyla kaldılar.

Gezi zamanıydı. Hiç çekinmeden mitinglerde, toplantılarda “Benim başörtülü bacıma saldırdılar, onu taciz ettiler” dedin. Yetmedi. “Elimizde görüntüler var, Cuma günü yayınlayacağız” diye haykırdın. Kaç Cuma geçti görüntü yok ortada. Başörtülü bacına saldırı haberinin asparagas olduğu bizzat başörtülü bacın tarafından itiraf edildi, yok oldun ortalıktan.

Fettulah için gazeteciler, araştırmacılar “bu ülkenin başına bela olacak, teröristin alası bu adam, dikkat edin” dediler. Bizzat Genelkurmay Başkanı sana gelip ordu içindeki yapılanlamalarından şikayetçi oldu. Sen “Hoca Efendi” dedin. Ne istedilerse verdin. Herif darbe yapmaya kalktı F16 larla.

PKK ile masaya oturdun. “Ben onay verdim, diyeceği olan varsa bana desin” dedin. Adamlar 2 sene boyunca Doğu’da patlayıcı gömmedik asfalt bırakmadı. Artık bombalı araç saldırılarını minimum 1 ton bomba ile yapıyorlar. Havaalanı, ana cadde, tren garı fark etmiyor, her yerde patlıyoruz evvelallah… Büyük imkan yani. Eskiden halk bombanın olduğu yere denk gelirse ölüyodu. Şimdi bombayı ayağımıza kadar getiriyorlar. Çok şükür.

Hepsinde sen kandırıldın, sen aldatıldın, sen bu söylenenlere inandın ama hep biz öldük. Senin hayatında hiç değişiklik olmadı. Aksine, güçlendikçe güçlendin. Şimdi ille Başkanlık diyorsun. Allah arttırsın, hani zerre gözümüz yok da, bu çok garip değil mi? Yani sen aldatılıyorsun, biz ölüyoruz. Sen kandırılıyorsun biz işimizden oluyoruz. Sen inanıyorsun, biz hapise giriyoruz.

Bak mesela, çok komik;

Geçen gün “domates fiyatlarını görünce içim yanıyor, çok saçma” falan dedin. Birden kötü hissettim kendimi… “Hepsi benim yüzümden” diye geçti içimden.

Seni izleyen de bu ülkeyi bir başkası yönetiyor da, sürekli onun yerine sen çıkıp konuşuyorsun zanneder.

Ülkeyi sen yönetiyorsun. Cumhurbaşkanıyım, Başkomutanım bi de Başkan olucam diyorsun.

Hop! Bi bomba, biz patlıyoruz yine. Zart! bi saldırı, biz ölüyoruz. Küt! Bi darbe, Boğaz Köprüsü’nde vuruluyoruz eve giderken.

Bu ülkeyi yönetecek misin, yönetmeyecek misin?
Sorumlu olacak mısın, olmayacak mısın?
Anayasa’yı tanıyacak mısın, tanımayacak mısın?
Sürekli kandırılacak kadar saf mısın, değil misin?
Başkan mı olacaksın, çoban mı?

Yekten şu sorulara bir cevap ver de, en azından önümüzü görelim, n’olur.

Sonra istediğini söyle sen yine.
Seni bi memnun edebilelim de,
Sonra biz şehit de oluruz, Niyazi de, sorun değil.
Seni mutlu edeceğiz diye ölmekten sıkıldık zira…

Emre Dölcel