Siz kimi kandırıyorsunuz? ABD’nin Fetullah Gülen’i iade etmesi için

Siz kimi kandırıyorsunuz? ABD’nin Fetullah Gülen’i iade etmesi için belgeye ihtiyacı yok.

Fethullah Gülen’in Türkiye’ye iadesi için ABD’nin belgeye ihtiyacı var mı?
Ya da şöyle soralım:
ABD Fethullah Gülen’in kim olduğunu bilmiyor mu?

Bunlar nasıl sorular, demeyin.

Zira, özellikle 15 Temmuz darbe girişiminden sonra Türkiye ile ABD arasında yaşanan “Gülen’i ver – Vermem için delil ver” diye özetleyebileceğimiz politika, tam bir “mış gibi yapma” ekseninde yürüyor.

Açayım…

ABD Dışişleri Bakanı Kerry’den ABD Başkanı Obama’ya, ne kadar üst düzey isim varsa hepsi aynı sözü tekrarlıyor:

“Fethullah Gülen hakkındaki iddiaları kanıtlayın”

Son gelişmeye göre, ABD Adalet Bakanlığı heyeti de Türkiye’ye gelip görüşmeler yapacakmış Gülen’e dair.

Bilmesek, “ABD ne kadar evrensel hukuk normlarıyla yaklaşıyor meseleye,” diyebiliriz. Öyle ya, kendi ülkesinde 17 yıldır yaşayan bir isme dair yapılan çok ciddi suçlamaların gerçek olup olmadığını öğrenmek istiyor!

İşte tam da “mış gibi yapma” durumu bu noktada yaşanıyor.

Zira, ABD Fethullah Gülen’in kim olduğunu Türkiye’den “daha iyi” biliyor.

Ve Fethullah Gülen’e dair Türkiye’den gönderilen belgelerden daha fazlası arşivinde var.

İŞTE ABD’NİN GÜLEN ARŞİVİ

Barış Terkoğlu ile birlikte kaleme aldığımız “Sızıntı” ve “Mahrem” kitaplarını okuyanlar bilir; Wikileaks belgeleri ışığında Türkiye’nin sırlarını yazdık.

Ve gördük ki; ABD Dışişleri Bakanlığı’na ait binlerce gizli kriptoda en fazla yer bulan isimlerden biri de Fethullah Gülen’di.

Yani, geçelim Türkiye’den gönderilen / gönderilecek belgeleri…

Sadece o kriptolar bile, ABD’nin raflarında ciddi bir Fethullah Gülen arşivi olduğunu ortaya koyuyor.

Gelin, ABD’nin elindeki işte o arşivi bir nebze de olsa aralayalım.

11 Mart 2003:

ABD Büyükelçisi Robert Pearson Washington’a gönderdiği kriptoda şöyle dedi:

“Gülen hareketinin geniş ağa yayılan liseleri, üniversiteleri, medya kuruluşları, iş dernekleri ve 35 ülkedeki diğer holdingleri, önceleri Türk devleti, özellikle Dışişleri Bakanlığı ve istihbarat servisleri tarafından teşvik edildi. Fakat Kemalist devlet, özellikle de Türk ordusu, 1997’de Erbakan’ın İslamcı hükümetine karşı gerçekleştirilen ‘postmodern’ darbenin ardından Gülencileri İslamcı tehdit olarak tanımladı.”

SORGU KASETLERİ VE FBI’IN RAPORU

17 Eylül 2003:

ABD’de kalıcı oturma vizesi isteyen Fethullah Gülen, ABD Göçmenlik Bürosu ile bir görüşme gerçekleştirdi. Gülen’le yapılan görüşmenin biyometrik kasetleri, Göçmenlik Bürosu tarafından FBI ve CIA’e teslim edildi.

Temmuz 2005:

Emniyet Müdürlüğü’nden 3 polis müdürü, İstanbul’da ABD Başkonsolosluğu Hukuk Ateşesi ile buluştu. 3 Türk polis, FBI’ın Gülen için “temiz raporu” vermesini istedi. FBI reddeti.

4 Ağustos 2005:

ABD İstanbul Başkonsolos Vekili Stuart Smith “Hoca İçin Destek Toplamak” başlığını taşıyan gizli belgeyi Washington’a gönderdi. Kriptoda “Gülen’in ABD’deki kendisine karşı olumsuz yaklaşımlardan duyduğu endişe, kısmen Gülen’in avukatının Bilgi Edinme Yasası kapsamında sahip olduğu 2004 Kasım tarihli bir FBI raporundan kaynaklanmaktadır” yazıyordu.

“ÇOK SAYIDA GÜVENİLİR RAPORA SAHİBİZ”

Devamında, Başkonsolos Vekili Gülen’e ilişkin tespitlerini daha da sertleştiriyordu:

“Ancak Gülen hareketinin nihai niyetleri konusunda derin ve yaygın kuşkular hâlâ geçerli.Hareketin bünyesindeki çeşitli çevrelerin, aralarına aldıkları insanlar üzerinde uyguladığı baskıya ilişkin ipucu veren anekdotlara sahibiz. İşadamlarına Gülenci okulları ve diğer faaliyetleri desteklemek için para vermeyi sürdürmeleri yönünde yapılan ağır baskı buna örnek. Gülenciler’in kendi okul ağlarını (buna ABD’deki düzinelerce okul da dahil), din propagandacısı haline getirilmeye müsait buldukları öğrencileri büyük bir dikkatle seçmek için kullandıkları hakkında çok sayıda güvenilir rapora sahibiz ve bu okullardaki yatılı öğrencilerin beyinlerinin nasıl yıkandığını da defalarca işittik.”

Sonuçta…

ABD’nin İstanbul Başkonsolos Vekili, Gülen Cemaati konusundaki kanaatini net olarak şöyle ifade ediyordu:

“Bu gerçekler, Gülenciler’in Türk Polis Teşkilatı dahil (İstanbul’daki Hukuk Ateşesi’yle yaptıkları toplantıda ortaya çıktığı gibi –Ankara ayrı bir telgrafta bu gelişmenin polisin terörizmle mücadele çabalarına etkisini ayrıca irdeleyecek–) birçok devlet kurumuna sızmalarıyla birleştiğinde, yüzeyin altında çok daha katı bir çizginin, dünya çapında bir İslamcı yayılma propagandası misyonunun yattığına işaret ediyor. Kısacası, Gülenciler’in sahip olduğu uluslararası okullar ağıyla (Türkiye, Asya –örneğin Afganistan ve Pakistan– ve Afrika ile ayrıca ABD’de olan) gelecek nesillere şekil verme çabaları ve sadece Türk iş dünyasına değil, resmi kurumlara da sızma konusundaki belgelenmiş çabaları, Türk İslamı içinde baskın bir ses haline gelmeleri halinde, ılımlı tavırlarının sürüp sürmeyeceği konusunda soru işaretleri doğmasına yol açtı.”

GÜLEN’İN MALİKANESİNE BASKIN

12 Ocak 2006:

Pensilvanya eyaletinde bulunan Philadelphia Göçmenlik Bürosu, Fethullah Gülen’le bir görüşme yaptı. Üç saat süren o buluşmaya Washington’dan bir görevli de katıldı. Tüm görüşme kameraya kaydedildi. Bir vize görüşmesinden ziyade, sorgulanıyordu Fethullah Gülen. Öyle ki; ABD’li yetkililer Gülen’e Cemaat’in yapısı, öldükten sonra başa kimin geçeceği, toplantıların nasıl düzenlendiği gibi çarpıcı sorular sordu.

12 Mayıs 2006:

Fethullah Gülen’in Pensilvanya’da oturduğu malikâneye baskın düzenlendi. Operasyon, ABD Göçmenlik Bürosu İstihbarat Servisi’nin Dolandırıcılıkla Mücadele ve Milli Güvenlik Bölümü tarafından yönetildi. İddia o ki, yapılan baskında mahkeme kararı yoktu. Yaşanan bu olağanüstü durumdan haberdar edilen Gülen’in avukatı, o sırada malikânede olan Göçmenlik Bürosu görevlileriyle telefonda görüştü. Pensilvanya’da arama devam ederken, ABD’liler Fethullah Gülen’den çok çarpıcı bir istekte bulundu: Kalıcı oturma vize başvurunu geri çek!

Ve eğer Gülen bunu yaparsa, ABD’yi terk ettiğinde, tekrar ABD’ye geri dönüşünü engelleyecek hiçbir durum olmayacağının sözü verildi.

Gülen vize başvurusundan da vazgeçmedi, ABD’yi de terk etmedi.

CIA ve ABD Dışişleri Gülen’in Yeşil Kart alması için önünü açarken, ABD’de iç güvenlikle ilgilenen FBI ve savcılar buna karşı çıkıyordu.

“HUZURSUZLUK YARATIYOR”

23 Mayıs 2006:

ABD İstanbul Başkonsolosu Deborah Jones “Fethullah Gülen: Müritleri Neden Yolculuk Ediyor?” başlıklı kriptoyu Washington’a gönderdi.

Kriptonun özet bölümünde Diplomat Jones durumu şöyle aktarıyordu:

“Fethullah Gülen, 50’den fazlası ABD’de olmak üzere 30’u aşkın ülkede 160’tan fazla bağlı kuruluşu kapsayan muazzam ve genişlemeye devam eden bir şebekenin merkezinde duruyor. Bunun sonucunda, Gülen destekçileri Türkiye Misyonu’nun göçmen statüsünde olmayan vize başvurularının giderek artan bir bölümünü teşkil ediyor. Başvuru sahibi Gülenciler, neredeyse değişmez bir biçimde seyahat amaçları ve Gülen’le ilişkileri hakkındaki sorulara, konsolosluk yetkililerinde soru işareti uyandıran kaçamak cevaplar veriyorlar. Endişelerimiz Türk toplumunun laik kesimlerince de paylaşılmakta”

Belgenin özet bölümü böyleydi. Cemaat mensupları sık sık ABD’ye seyahat ediyorlardı. Ancak her nedense Cemaat bağlantılarını gizli tutuyorlardı. Bu yöndeki sorulara verdikleri yanıtlar ise ABD’li diplomatları daha da şüphelendiriyordu.

ABD’li diplomat Jones devam ediyordu:

“Dışarıdan mülayim insancıl bir hareket olarak görünse de, Gülenci başvuru sahiplerinin yaygın kaçamak tavırları –başvuru profillerinin son birkaç yıl içinde kasten düzenlendiği izlenimiyle birleşince– konsolosluk yetkililerinde, Türkiye’de Gülenciler’e aşina kişilerde olduğu gibi, bir huzursuzluk yaratıyor.

FBI’DAN CEMAAT’İN İMAMLARINA GÖZALTI

2007:

Cemaat’in Emniyet imamı Osman Hilmi Özdil ve MİT imamı Murat Karabulut ABD’ye girişlerinde FBI tarafından gözaltına alındı ve sorgulandı. (Daha önce de Cemaat’in üst düzey yöneticileri Kemalettin Özdemir ile Latif Erdoğan, ABD’de FBI tarafından sorgulanmıştı.)

Osman Hilmi Özdil sorgusunda; Emniyet Müdürü Samih Teymur’u ziyaret maksadıyla ABD’de bulunduğunu ifade etti. Samih Teymur, ABD’deki Güvenlik ve Demokrasi için Türk Enstitüsü’nün (TISD) başındaki isimdi. FBI, iki imamın sorguda söylediklerine inanmadı.

Keza, inanmamakta da haklı çıktı…

Sorgu sonrası Özdil ve Karabulut , ABD’de bulunan Türk polisleri tarafından alınıp Fethullah Gülen’in yanına götürüldü. Pensilvanya yolculuğu sırasında, FBI arkalarından takip etti.

İki imam ABD’den çıkarken karşılarına bir kez daha FBI dikildi. Üstlerindeki bütün belgelere ve bilgisayarlarına FBI tarafından el konuldu. Cemaat imamlarının vizesi iptal edilirken, daha sonra tekrar yaptıkları başvurular da kabul edilmedi.

Emniyet Müdürü Samih Teymur’un ABD vizesi de iptal edildi. Yine bu olayın akabinde iki FBI ajanı New Jersey’de ikamet eden ve New York bölgesindeki Türk polislerinin sorumlusu olan Emniyet Müdürü Ahmet Çelik’i sorguladı.

FBI: GÜLEN VE CIA ORTAK

25 Mayıs 2007:

Gülen, ABD İç Güvenlik Bakanı Michael Chertoff, FBI Başkanı Robert Mueller ve ABD Göçmenlik Bürosu aleyhine, “yasal süreci işletmedikleri” gerekçesiyle ve göçmenlik statüsünün onanması için dava açtı. Dava sürecinde ABD İç Güvenlik Bakanlığı ile FBI’ı savunan savcılar, Fethullah Gülen’in CIA bağlantısına ilişkin şöyle dedi:

“Gülen hareketinin, yürüttüğü projelerin finansmanında kullanılan paraların büyüklüğü nedeniyle Suudi Arabistan, İran ve Türk hükümetleriyle gizli anlaşma içinde olduğu iddiaları dile getirilmektedir. CIA’in de bu projelere finansal ortaklık ettiği şüpheleri bulunmaktadır.

Ve savcılık elbette FBI raporlarına dayanarak, Gülen Cemaati ile ilgili çarpıcı bir bilgi daha verdi. Cemaat’in 25 milyar dolarlık bir büyüklüğe ulaştığını söyleyen ABD’li savcılar, “Okullar, gazete, üniversite, sendikalar, televizyonlar. Bunların birbiriyle ne kadar bağlantılı olduğu tartışılıyor. İş yapma şeklinde hiçbir şeffaflık yok” tespitinde bulundu.

FBI’ın tüm karşı çıkışlarına rağmen, CIA ajanlarının referansını alan Fethullah Gülen davayı kazandı. 10 Ekim 2008’de Yeşil Kart sahibi oldu.

BU İŞ ZOR YONCA

Evet…
Yukarıda özetlediğime benzer onlarca kripto ve belge, şu an hali hazırda ABD arşivinde var.
Ama sanırım bu kadarıyla da anlaşıldı.
ABD’de CIA Gülen’e ne kadar sıcak davranıyorsa, FBI’ın o kadar Gülen’i soruşturduğunu, zaman zaman okullarına baskın düzenlediğini, hatta Gülen’in ABD’de olmasına karşı çıktığını söyleyebiliriz.
Tam da burada soralım:
Sahi, Erdoğan gerçekte ne ile “savaştığının” farkında mı?
Örneğin…
Dünyanın dört bir yanına uzanan Cemaat okullarının yerine Milli Eğitim Bakanlığı okulları açılsa bile, aynı ülkelerde ayakta durabileceklerine inanıyor mu?
Daha doğru soruyu soralım: Bu okulları aynı topraklarda yaşatırlar mı?
Cemaat okulları sadece “okul” olsa, bu soruyu sormama gerek kalmazdı. Ancak mesele o kadar basit değildi.
Fethullah Gülen, gazeteci Nevval Sevindi’ye 1997 yılında verdiği röportajda ABD ile ilgili görüşlerini şöyle anlatmıştı:

“Amerika şu andaki konum ve gücüyle bütün dünyaya kumanda edebilir. Bütün dünyada yapılacak işler buradan idare edilebilir. Amerika hâlâ bu dünya gemisinin dümeninde oturan bir milletin adıdır. Amerika daha uzun zaman dünyanın kaderinde çok önemli rol oynayacaktır. Bu realite kabul edilmeli. Amerika göz ardı edilerek şurada burada bir iş yapılmaya kalkılmamalı. Amerikalılar istemezlerse kimseye dünyanın değişik yerlerinde hiçbir iş yaptırmazlar.”

Gülen, Sovyetler’in çözülüşü sonrası yeni dünya dengelerini çözmüş ve kendi tarafını seçmişti. Her zaman kendinden daha güçlü otoriteyle hareket eden Gülen, Soğuk Savaş’ta da antikomünizm saflarındaydı. Ancak yeni dünya ABD’ye ve müttefiklerine dolduracağı yeni bir boşluk bırakmıştı. Fethullah Gülen bu dengeler içerisinde açıkça ABD’nin hegemonya alanında büyüdü.
Okulları hep bu topraklarda boy gösterdi.
Ve evet, Gülen okulları sadece “okul” değildi. Bir elçilik binasıydı, bir misyon temsilciliğiydi, bir siyasi yapılanma merkeziydi, bir işadamları ofisiydi.
Tekrar soralım: Erdoğan’ın okulları bütün bunları yapabilir mi?

Bakın Fethullah Gülen, yıllar önce o röportajda başka ne diyordu:

“Şimdi bazı gönüllü kuruluşlar dünya ile entegrasyon adına gidip dünyanın değişik yerlerinde okullar açıyorlarsa, bu itibarla, mesela Amerika ile çatıştığınız sürece bu projelerin gerçekleştirilmesi mümkün olmaz. Amerika ile iyi geçinmezseniz işinizi bozarlar. Amerika’nın bize yarım arpa kadar, sadece bizim menfaatimize desteği yoktur. Buna rağmen şurada bulunmamıza izin veriyorsa, bu bizim için bir avantajsa, bu avantajı sağlıyor demektir.”

Gülen’in dediği gibi ABD “sadece Gülen Cemaati’nin menfaatine” destek vermiyordu. Sebep kendi politik hedefleriydi. İşte bu nedenle ABD’nin olduğu yerlerde Cemaat okulları da büyüdü.
ABD’yi kovmak isteyenler Cemaat’i de kovaladı.

Sadede gelirsek…
Kaba bir özetle; bir dönem Erdoğan’ın Cemaat’le Türkiye’de yaptığı işbirliğini, ABD tüm dünyada yapıyordu / yapıyor.
Yani Erdoğan “Gülen’i iade et” diyerek, aslında ABD’nin dünyadaki atardamarlarını istiyor.
Bu mümkün mü?
Velev ki mümkün…
ABD o atardamarları karşılığında, Türkiye’den neyi koparacak?
Keza, “iade kararı” çıksa da, Gülen hemen Türkiye’ye döner mi sanılıyor?
Sadece ABD’deki yerel mahkemeler ve yüksek yargıdaki temyiz süreçleri yılları alır.
Keza onlar bile bitse, iade işlemi düzenli olarak ertelenebilir.
Recep Tayyip Erdoğan, ABD’de yaşayan ve bundan 11 yıl önce hakkında “Türkiye’ye iade kararı” verilen PKK’lı İbrahim Parlak’ın hala sınır dışı edilmediğini bilmez mi?
Demem o ki:
Kimse kimseyi kandırmasın.
ABD Gülen’in kim olduğunu biliyor.
Ve Türkiye için şu şartlarda…
Bu iş zor Yonca!

Barış Pehlivan – Odatv.com
Siz kimi kandırıyorsunuz Siz kimi kandırıyorsunuz Siz kimi kandırıyorsunuz Siz kimi kandırıyorsunuz Siz kimi kandırıyorsunuz Siz kimi kandırıyorsunuz Siz kimi kandırıyorsunuz Siz kimi kandırıyorsunuz Siz kimi kandırıyorsunuz Siz kimi kandırıyorsunuz Siz kimi kandırıyorsunuz Siz kimi kandırıyorsunuz Siz kimi kandırıyorsunuz Siz kimi kandırıyorsunuz Siz kimi kandırıyorsunuz Siz kimi kandırıyorsunuz Siz kimi kandırıyorsunuz Siz kimi kandırıyorsunuz Siz kimi kandırıyorsunuz Siz kimi kandırıyorsunuz Siz kimi kandırıyorsunuz Siz kimi kandırıyorsunuz Siz kimi kandırıyorsunuz Siz kimi kandırıyorsunuz Siz kimi kandırıyorsunuz Siz kimi kandırıyorsunuz Siz kimi kandırıyorsunuz Siz kimi kandırıyorsunuz Siz kimi kandırıyorsunuz Siz kimi kandırıyorsunuz Siz kimi kandırıyorsunuz Siz kimi kandırıyorsunuz  Siz kimi kandırıyorsunuz Siz kimi kandırıyorsunuz? ABD’nin Fetullah Gülen’i iade etmesi için a bos 80