Son Buzul Çağı Biterken Avrupa’yı İşgal Eden Gizemli Topluluk

Avrupa yaklaşık 14.500 yıl önce büyük ve ani bir popülasyon değişimine sahne oldu. Bu dönemde yaşamış olan avcı-toplayıcı grupların kemiklerinden elde edilen DNA’lar bize son buzul çağının sonunda bu değişimin gerçekleşmiş olduğunu gösteriyor.

Son beş yılda sıklaşarak yayımlanan ve bizimde Bilimfili olarak yakından takip ederek sizlere ulaştırmaya çalıştığımız antik DNA çalışmaları, Avrupa’ya ilk olarak gelen veya yerleşen insanlar ile ilgili bildiklerimizi değiştirmeye devam ediyor. Bu araştırmaların birleşerek oluşturmuş olduğu büyük resim ise kıtaya ulaşmayı başaran göç dalgalarının kıtayı yenilediği, yeni genler ve teknolojileri beraberinde getirdiğini gösteriyor.

Tüm bu çalışmalar Avrupa’nın bölgeye yaklaşık 40.000 yıl önce girmiş olan avcı-toplayıcı grupların yerine Orta Doğu’dan 8.000 yıl önce gelmiş olan çiftçilerin geçtiğini gösteriyor. Bu çiftçiler de, Avrasya steplerinden gelen göçebe çobanların bölgeye yaklaşık 4.500 yıl önce girişlerine şahitlik ettiler. Bu durum da modern Avrupa’nın üç büyük popülasyon dönüşümü ile bugünkü şeklini aldığını gösteriyor.

Göç Dalgaları

Son yapılan çalışma ise biraz daha karmaşık. 14,500 yıl önce Avrupa son buzul çağından çıkarken, soğuk şartlarına dayanmış olan avcı-toplayıcı topluluklar büyük çoğunlukla yeni bir avcı-toplayıcı grupla yer değiştirdi.

Bu yeni popülasyonun tam olarak nereden gelmiş olabileceği ise henüz net değil ancak yüksek ihtimalle güneyin biraz uzak kesimlerinden geldikleri tahmin ediliyor. Almanya’da bulunan Max Planck Institute’ten analize liderlik eden Johannes Krause temel hipotezin buzul göçmenlerinin güney-doğu Avrupa’dan gelmiş olduklarını belirttiğini açıkladı.

son-buzul-caginda-avrupanin-isgali-bilimfilicom  Son Buzul Çağı Biterken Avrupa’yı İşgal Eden Gizemli Topluluk son buzul caginda avrupanin isgali bilimfilicom

Şartlar düzeldikçe, daha kuzeye ve merkez Avrupa’ya doğru yolculuğa başlayan ve avantajı ele geçiren grup bu güneyli avcı-toplayıcılardı. Bu da bölgede erken dönemde yaşamış olan topluluklarla birlikte düşünüldüğünde bir ‘genetik devamsızlık’ durumu oluşturuyor. Kavram, yapısı itibariyle hem sonuç hem de bir ipucu niteliği taşıyor.

Ekip bu noktada, en yaşlısı Pleistosen’de -yani 35.000 yıl önce – ve en genc, Holosen’de yani yaklaşık 7.000 yıl önce yaşamış 55 antik çağ insanına ait mitokondriyal DNA’yı analiz etti. Daha önceki incelemelerde daha çok son 10.000 yıla ait kalıntılar incelenmişti ve bu sebeple çıkarımlar ve sonuçlar biraz daha limitlenmişti denilebilir.

Bugüne kadar dönemin sert şartlarından dolayı kalıntıların az korunmuş olması ve yeterli araştırılacak malzeme bulunamaması sebeplerinden ötürü, incelemelerin yapıldığı materyaller üzerinde yapılabilecek şeylerin çok çok azı uygulanabilmişti. Ancak burada ilk kez Pleistosen Avrupa popülasyon dinamiklerine bakılabildiği düşünülüyor.

Harvard Medical School’dan Iosif Lazaridis’in açıklaması şöyle : “14.500 yıl önceki popülasyon dönüşümü tamamen beklenmedik bir şeydi. Öyle görünüyor ki merkez Avrupa’nın avcı toplayıcıları son buzul çağının maksimize olduğu zamanlarda hayatta kalmayı başardılar ve tam düşüşe geçmişken yerlerini bıraktılar -yerlerine başkaları geçti-.”

Avrupa’nın Alışılmadık Tarihi

Büyük resim henüz netleşmiş değil; çünkü çalışma daha uzun olan çekirdek DNA’sı değil yalnızca mitokondriyal DNA üzerinde gerçekleştirildi. Mitokondriyal DNA da popülasyonun geçmişi veya tarihi ile ilgili hikayenin yalnızca bir kısmını anlatabiliyor. Bu da hesaba katıldığında Pleistosen döneme ait iskeletlerden çekirdek DNA’sı sekansları (dizileri) elde etmek çok büyük bir önem taşıyor.

Mevcut araştırma aynı zamanda Avrupalı’ların atalarının neden belli bir genetik işaretten yoksun olduğu noktasındaki uzun süreli merakları da giderebilir. Bugün yaşamakta olan tüm insanlar mitokondriyal DNA’larındaki haplogruplara dayanarak görece küçük sayıdaki ayrışmış grupların bir nevi üyesidir. İnsanların bu şekilde bire bir olarak bir takım gruplarla eşleştirilmesi insanlık tarihinin geçmişte hangi yolları izleyerek yayıldığı, nerelere dağıldığı noktasında da bilgiler verebilmektedir.

Bugüne kadar bilim insanları Avrupa’nın son derece alışılmadık bir kolonizasyon tarihi olduğunu düşünüyorlardı çünkü büyük bir haplogrup olan, Asya boyunca yaygın biçimde  ve hatta yerli Amerikalı’larda dahi bulunan M haplogrubu (mitokondriyal bir haplogruptur) burada bulunmuyor. Bunun yerine N haplogrubu ise bu kolonilerde çok yaygın.

Yine bazı bilimcilere göre M ve N haplogrupları iki ayrı Afrika’dan yayılma olayını temsil ediyor ve buna dair ipucu niteliği gösteriyor olabilir. Ancak Krause ve ekip arkadaşları M grubunun 14.500 yıl önceki dönüşümden önce Avrupa’da da yaygın olduğunu keşfetti : En eski 18 insana ait kalıntılardan üçünde bu haplogruba rastlandı yani bu bireyler ‘M klanı’ndan diyebiliriz.

Tüm bunlar Avrupa ve Asya’daki ilk kolonizasyonların aynı antik popülasyonu içerebileceğine işaret ediyor. Ayrıca M grubunun Avrupa’da çok sonra yok olmuş olması da, bir ihtimal 14.500 yıl önceki toplumsal karışıklık ile ilgili olabilir.

Kaynak: http://bilimfili.com/son-buzul-avrupa-insanlari/