Soner Yalçın; AKP devleti yönetmeyi bilmiyor, beceremiyor

Kendi ayağına kurşun sıkmak

Yok II. Abdülhamit..!
Yok Lozan..!
Yok bilmem ne..!
Hayal ile gerçekliğin, nefes almadan söz düellosu ettiği bir ülke burası.
Şimşek hızıyla birbirine laf sokan cahil cüretkarların ülkesi burası.
Çok bilmişlerin, ölçüsüzlerin ülkesi…
Sonu gelmez öfkelilerin bir türlü olgunlaşamadığı/fanatizme esir düşenlerin ülkesi…
Gözü kararmış husumetle hep karşısını/”öteki’ni; suçlayanların ülkesi; Türkiye.
Çoğunluğun bildiği-yaptığı; sadece önyargılı niyet okuyuculuğu hep.
Sadece tek amaç var; bedeli ne olursa olsun yenmek/intikam almak!
Bu nedenle gerilimi hep tavan yapan bir ülke burası. Huzuru kucaklayacak zamanı bulmak olanaksız. Dinlenecek sakin bir an nadiren çıkar; ve tez zamanda kaybedilir bu ülkede.
Öyle ya…
Bir iktidar; ülkesine neden bir uzlaşma hediye etmek istemez?
Son günlerde iktidarın gündeme getirdiklerini anımsayınız…
Sanki, dehşet verici acımasız bir 15 Temmuz gecesi yaşamadı bu ülke.
Uçakların gökyüzünde çıkardığı sesleri, bombaları; tankların yakıp yıktıklarını; ve namluların, paletlerin katlettiği insanlar unutuluverdi.
II. Abdülhamit konuşuluyor…
Lozan konuşuluyor…
Akıl derin dondurucudan çıkarılamıyor.
Lümpenleşiyor toplum hızla…
Bu sebeple…
Bu topraklar sulhu/barışmayı/uzlaşmayı beceremiyor bir türlü.
Beceremiyor tek bir kitle olmayı. İşte…
Ürkütücü güvensizliği; karanlıklar içindeki yalnızlığı; ve içe kapanıklığı bundan!
Bundan bir türlü insanın rahata kavuşamaması.
Ve bundan…
Önüne geçilemeyen öfke selinde ülkenin yok olup giden yarınları…

Parasız tarih

İktidarın tarih tezlerini okuyup-duyduğumda görüyorum ki; fantastik bir rüyada gerçeklikten kopuk yaşıyorlar.
Aklıma; Leo Huberman‘ın “Feodal Toplumdan Yirminci Yüzyıla” adlı kitabında şu yazdığı geliyor:

“Eski film yöneticileri bazen tuhaf şeyler yaparlardı. En gariplerinden biri de, insanlar filmde taksiye biner, sonra şoföre para vermeden inip giderlerdi. Şehirde gezerler, eğlenirler ya da iş yerine giderler, o kadar. Ücret mücret gerekmez. Ortaçağ üzerine kitaplara benzer bu; onlar da sayfalarca turnuvalarda, şölenlerde, pırıl pırıl zırhlı, şık elbiseli şövalyelerle hanımefendileri anlatırlar. Bu insanlar hep muhteşem şatolarda oturur, bol bol yer içerler. Bütün bu nesneleri yapan birileri bulunduğu yolunda pek az ipucuna rastlarsınız; sanki zırhlar ağaçtan toplanırmış ya da o yenen şeyleri ekecek, bakacak, derdini çekecek kimse bulunmazmış gibi. Oysa gerçek hiç de böyle değildir.
Nasıl bindiğiniz taksinin ücretini ödüyorsanız; Ortaçağ’da dua edenlerle savaşanlar dışında bir grup daha vardı, çalışanlar…”

Yani…
İktidarın Osmanlı’ya bakışı eski film sahneleri gibi…
Bazı kalemlerin Osmanlı padişahlarına bakışı kimi yazarların Ortaçağ’a bakışı gibi…
Oysa. İktisatsız tarih olmaz.
Tarih, ekonomi teorisi olmadan kavranamaz. Bu zorunludur. Yoksa tarih öğrenimi sakat kalır; anlamsız-gereksiz laf cambazlığına dönüşür.
Dönemin toplumsal ve ekonomik yapısı bilinmeden “ulu hakan” gibi koca koca laflar edilmez.
Lozan‘ı gündeme getirirseniz biri de çıkar, Gökçeada’yı bile nasıl yoksulluğa terk ettiğinizden; veya Kıbrıs’ı verme planı olan Annan Planı‘ndan bahsediverir.
Uzatmayayım…
Bu konulara şimdi/bugün girmenin ülkeye yararı nedir?
Bakınız…

Çatışmacı dil

Bitmez tükenmez keskin politik tartışmalardan, çatışmalardan ülke bunaldı.
Ancak.
Siyasal atmosferi yumuşatması gereken iktidar, aksine sürekli gerilim çıkaracak polemiklere sebep oluyor.
Bu ülkenin Atatürk gibi paylaşılan ortak değerleri yıpratmak-yok etmeye çalışmak için bu iktidar neden ısrarla/var gücüyle çaba harcıyor?
Kutuplaşmadan nasıl bir siyasal kazanç bekleyebilir?
İnsanların tahammülsüzlüğünün artmasının kime faydası olabilir?
Sadece FETÖ değil…
Sadece PKK değil…
Sadece IŞİD değil…
Ve…

Ülkenin acil çözmesi gereken başta ekonomi olmak üzere sorunları var. Örneğin, bir milyon beş bin üniversite mezunu işsiz. Oturup bunun gibi onlarca sorunu konuşulup hal çareleri arayacağına, TBMM’deki Atatürk portresiyle uğraşıyor bu iktidar!
Hangisini yazayım.
Mehmetçik sadece PKK ile değil, Suriye’de de savaşıyor.
Toplumsal uzlaşmaya en çok ihtiyaç duyulduğu bu çalkantılı dönemde iktidar, hep çatışma konularını gündeme taşıyarak kendi ayağına kurşun sıkıyor. Niye?
Hafta sonu oturup düşündüm:
İktidar, bu tür gerginlikler yaratarak ne yapmak istiyor? Akla ilk gelen nedenler beni ikna etmiyor.
Benim bulduğum sonuç şudur. Daha önce de yazdım:
AKP, devleti yönetmeyi bilmiyor, beceremiyor.
Bu ülkenin bu derece travma yaşamasının başka sebebi ne olabilir?
“Yenikapı ruhu” dediler; ve kendileri bunu parçalamak için elllerinden geleni yapmaya başladı. Önce empatiyi kurup dedim ki, tankların önüne çıkan kendi tabanının hoşuna gidecek kimi sözleri edebilir; kendini koruduğunu düşündüğü polise türban serbestliği getirebilir.
Ama…
Bitmiyor lafları, yaptıkları. Nedir şimdi Lozan’ı dile dolamanın anlamı? Amaç Atatürk ile hesaplaşmak ise, Yenikapı ruhuna niye ihtiyaç duydular?
Uzatmayayım.
Bana göre, donanımları yeterli değil; beceremiyorlar. Uyduruk tarih bilgileriyle/lafla peynir gemisi yürütmek istiyorlar.
Kavga dışında bildikleri bir “dilleri” yok maalesef.

Soner Yalçın