Soner Yalçın: Bravo Erdoğan!

Erdoğan diyor ki; “tarihimizi doğru öğreteceğiz!” Kafasında fesle dolaşan Kadir Mısıroğlu‘nun yazdığı-söylediği tarih mi bu? Hani, “keşke Yunan galip gelseydi; ne hilafet yıkılırdı ne şeriat” diyen üfürükçü mü öğretecek tarihimizi? Hadi oradan!..

Daha siz Musul’u bilmiyorsunuz. Sabah-akşam Musul’u konuşuyorsunuz; Vahdettin’i kahraman mı bileceğiz?
Sizler!
Özdemir Bey adını hiç duydunuz mu?
Anlatayım…
Tarih: 1 Şubat 1922.
Mustafa Kemal; 37 yaşındaki milis komutanı Özdemir Bey’e özel bir görev verdi; Musul’u İngilizlerden kurtarmak!
Mustafa Kemal, coğrafi koşullar, ulaşım yetersizlikleri ve maddi güçsüzlükler yüzünden Musul’a askeri operasyon düzenlemenin zorluğunu biliyordu. İstediği, Ankara’nın desteğiyle Urfa, Antep, Maraş gibi halkın kendiliğinden harekete geçmesiydi.
Bu zorlu göreve Özdemir Bey’in seçilmesinde; Birinci Dünya Savaşı sırasında çeşitli cephelerde gönüllü olarak savaşması; Antep direnişini örgütlemesi; ve -Kahire doğumlu- Arap olması önemli etkendi. Asıl adı; Ali Şefik idi.
Musul’da Arap nüfus fazlaydı. Ve kafaları karışıktı; İngilizlerin adamı Faysal‘ı mı; yoksa Mustafa Kemal‘i mi desteklemeliydiler? İngilizler sürekli Mustafa Kemal’in Bolşevik olduğu propagandası yapıyordu.

Özdemir Bey; Antep’te olduğu gibi, Musul halkını İngilizlere karşı örgütlemek için Erbil yakınındaki Revandiz’e geldi. Yüz kişilik birliğinde 29 subaydan başka, aşiret gönüllüleri ve Fransız ordusundan kaçan Tunuslu-Cezayirli Müslüman askerler vardı. Tarih: 22 Haziran 1922 idi...
İlk yaptığı; Revandiz Kaymakamı Remzi Bey’in yardımıyla bölgede sivillerden örgütler kurmak oldu. Sonra aşiretlerin yardımını aldı. Bunlardan biri -Mesut Barzani‘nin mensubu olduğu- Barzan aşiretiydi! Keza… İran’da ayaklanıp yenilen Simko’yu yanına çekti.

Böl-Yönet

Özdemir Bey, -Neftçi ailesinin desteklediği “Türk Derneği” yardımlarıyla- bölge halkının bir bölümünü kısa zamanda kuvvetlerine kattı.
İngilizler tedirgin oldu; içlerinde çekilme fikrini ortaya atanlar olmaya başladı. Londra petrolden vazgeçemeyeceğini bildirdi. Son çare olarak zora başvurdular:
– Özdemir Bey’e destek veren köyleri havadan bombaladılar.
– Kimi Kürt aşiret reislerini; ve Türk Derneği’nin Sıddık Bey gibi etkili isimlerini tutukladılar.
– Ankara’ya düşman Nemrut (Kürt) Mustafa Paşa‘ya “Kürdistan Derneği” kurdurup, “Bang-i Kürdistan” adlı gazete çıkarttılar.
Yine de…
Özdemir Bey, -Mustafa Kemal’in liderliğindeki büyük taarruzdan bir gün sonra- 31 Ağustos

1922’de sabah 04.00’te; İngilizlerin paralı Kürt askerlerinden oluşan taburu ile İngiliz topçu bataryasına saldırdı.
İngilizler şoke oldu; Özdemir Bey, Kale Diza, Şaklava, Köysancak ve İmadiye’yi aldı.
Savaş Bakanı Winston Churchill “tatsız bir gelişme” diyerek Süleymaniye’den çekilme kararını onayladı. İngilizler; Kürtleri bölmek için yönetimi Kürt Şeyh Abdülkadir’e bıraktı. Ağabeyi Şeyh Mahmut’u da sürgünden getirerek “Kürdistan Krallığı” sözü verdi.
Ayrıca…
Talabani aşiretini yanına aldı. Aşiret reislerini dolgun maaşa bağladı. Ve…
Hava saldırıları sonucu Barzan gibi kimi aşiretler teslim oldu.
Direniş kırılıyordu…

Kazım Karabekir ve Cevat Çobanlı paşalardan yeterli desteği alamayan Özdemir Bey, kasım ayı sonunda elde ettiği tüm yerlerden çekilmek zorunda kaldı. Revandiz’e sıkıştı…
İngilizler “böl-yönet” politikasıyla Müslümanları; Türk, Kürt, Arap, Sünni, Şii vb. ayrıştırmayı başarıp Musul’u elinde tutmayı başardı. Revandiz ve Süleymaniye direnişleri kanla bastırdı.
Özdemir Bey, 10 Mayıs 1923’de Türkiye’ye döndü.İngiliz istihbarat raporlarının deyimiyle “harikulade performansı” son bulmuştu…

Kapanmayan cephe

Türkiye, Musul’u almak için çok çaba sarf etti.
Bu nedenle örneğin; 1922 yılında TBMM gündemine “Kürtlere özerklik” konusu bile geldi. Amaç, Kürtleri İngilizlerin elinden kurtarmaktı.
İngilizler; Koçgiri’den Şeyh Said’e Kürt ayaklanmalarıyla buna karşılık verdi!
Sonuçta…
Türkiye; 1918’den 2016’ya yaklaşık 100 yıldır, Musul’u geri almak için; askeri, siyasi, diplomatik ve hukuki cephelerde çok yönlü uğraş veriyor.
Kuşkusuz hatalar yapıldı.
Fakat. Atatürk’ün yüreğinde-aklında Musul hep bir sızı olarak kaldı. Musul’un alınmasını İsmet İnönü’ye siyasal vasiyet olarak bıraktı; “Musul’u ben alamadım, sen al!”
Bülent Ecevit bu vasiyeti İnönü’nün de kendisine bıraktığını 2005 yılında açıkladı.
Yani…

Ulusal Kurtuluş Savaşı’nın bu cephesi hiçbir zaman kapanmadı!
Turgut Özal’ın 1990’lı yıllar başında “bir koyup üç almaktan” bahsettiği Musul idi!
Ama. Yüz yıllık Musul meselesi gösterdi ki; uluslararası ilişkilerde etik/ahlaki değerlerin yeri yok. Güç ve çıkar ilişkisi tek belirleyici olan!
Cemiyet-i Akvam 16 Aralık 1925’te Musul’u İngilizlere verince; bir gün sonra Türkiye, Sovyetler Birliği ile dostluk ve tarafsızlık antlaşmasını imzaladı. Bu güçlü bir yanıttı.
Evet. Bugün… Erdoğan‘ın yaptığı gibi sürekli bağırıp çağırarak meydan okumak kimseyi etkilemiyor. Keza…
Musul’un yitirilmesini eksik ve yanlış bilgilerle gündeme taşıyıp, Lozan’ı diline dolayarak; Atatürk’ü, İnönü’yü karalamaya çalışması, ulusal konularda bile toplumun parçalanmasına neden oluyor!
Oysa…

Türkiye’de bugün Batı’ya yönelik kuşku/güvensizlik varsa, bunda Musul’da hakça olmayan çözüm dayatmasının da katkısı olduğu su götürmez gerçektir.
Batı; Musul’u, duygu-düşünce dünyamızda “Musul sendromuna” dönüştürdü.
Erdoğan ise, bu milli konuda bile bizleri parçalamayı başardı! Ne diyelim; bravo!..

Soner Yalçın