Soner Yalçın; Bu kan daha ne kadar akacak?

Kimse bu toprakları onlar kadar sevmedi.  Kimse bu bayrağa onlar kadar bağlı kalmadı.
Kimse bu ülkenin bir çakıl taşını vermemek için onlar kadar yiğit olmadı. Onlar… Kınalı kuzu şehitler…

Yine gencecik Mehmetçikleri dün toprağa verdik.
Hepimiz minnettarız onlara. Ve fakat:
Herkesin sorusu aynı; “Bu kan daha ne kadar akacak?”
Yanıtı olan var mı? Yok. Söz tükendi. Herkeste bir ölüm sessizliği. En kötü olan bu.
Oysa. İnatla yeni yollar aramalıyız. Oyunları bozmalıyız. Bunun yolu ne olup bittiğini kavramaktan geçiyor. Şöyle…
Tarih: 9 Ekim 2014.
Bingöl Emniyet Müdürü Atalay Ülker, beraberinde emniyet görevlileri ile birlikte, “Kobane” protestocularının tahrip ettiği iş yerlerine “geçmiş olsun” ziyareti yaparken, üzerlerine saat 21.30 sıralarında bir otomobilden otomatik silahlarla ateş açıldı. Emniyet Müdürü Ürker ile koruma polisi Uğur Atlı yaralanırken, Emniyet Müdür Yardımcısı Atıf Şahin ile koruması Komiser Hüseyin Hatipoğlu şehit oldu.
İki yıllık aradan sonra PKK yine silaha sarılmıştı!
Oysa çözüm süreci ilerliyordu!..
Oysa iki yılda neler olmuştu:
Bu süreçte iktidar, PKK’nın Türkiye’yi terk etmesini istemiş; ve PKK’lıların silahlarıyla araçlara binip gitmesine bile göz yummuştu.
Bu PKK’nın da işine gelmişti. PYD ile birlikte Kuzey Suriye’yi işgal ediyordu! Bu arada…
IŞİD, 13 Eylül 2014 tarihinde “Kobane”ye saldırmış ve 5 Ekim’de kente girmişti; sokak çatışmaları başlamıştı. PKK/PYD zordaydı; kuşatma ancak Türkiye sınırından yarılıyordu ve Ankara’dan yardım istiyorlardı.
Bugün çok kişiye, PKK/PYD’nin Ankara’dan yardım istemesi imkansız gibi görünüyor değil mi?
Oysa o günler öyle değildi…

Kobane provokasyonu

Ahmet Davutoğlu, 28 Ağustos 2014’te başbakanlık koltuğuna oturarak, “çözüm sürecine” dahil oldu. Bu görüşmelerde artık bir değişiklik vardı; daha önce başlangıç müzakerelerinde olmayan Kuzey Suriye/Rojava öncelikler arasına girmişti.
Davutoğlu’nun bir sözü HDP’lileri şaşırtmıştı: “Kuzey Suriye kırmızı çizgimiz değildir!”
Yani, Kuzey Suriye’deki PKK/PYD varlığından rahatsız olmadığını ifade ediyordu başbakan. Üstelik, daha ilerisine geçip, “birlikte bir şeyler yapabiliriz” diyordu.
İşte o günlerde Kandil’den şaşırtan açıklama gelmişti: “Bu sözleri kıymetli buluyoruz.”

Yani… Siyasal hava bu derece yumuşadığı için PKK/PYD, Türkiye’den yardım istemişti. Keza, PYD eş başkanı Salih Müslim Ankara’ya gelmişti.
Fakat, birden bire Türkiye’nin çeşitli yerlerinde “Kobane” eylemleri patlamış; 46 kişi ölmüştü.
Olayların önlenmesi için İçişleri Bakanlığı’ndaki “kriz masasında” üç HDP milletvekili de görev yapmış, olayları yatışmışlardı ki, Bingöl’de yazdığım suikast gerçekleşti.
Suikast ilginçti; PKK eylemi üstlenmedi. Bilinir ki, yaptığını üstlenen bir örgüttü.
Bu arada, Bingöl failleri diye beş PKK’lı öldürüldü! Öldüren yaralayan mermilerin bunların silahlarından çıkmadığı ortaya çıktı.
Ve bu arada çatışmaların başlamasına engel olunamadı:

Tarih: 23 Ekim 2014.
Kars’ta PKK mensuplarıyla güvenlik güçleri arasında çıkan çatışmada, üç PKK’lı hayatını kaybetti. İki gün sonra…
Hakkari’nin Yüksekova ilçesinde PKK’nın saldırısına uğrayan üç asker şehit oldu.
Sonuçta beklenen açıklama Hükümet Sözcüsü Bülent Arınç’tan geldi: “Çözüm sürecine mecbur ve mahkum değiliz.”
“Birileri”…
Çözüm sürecinin sona ermesini istemiş başarmıştı.
“Birileri”…
Türkiye’nin Kuzey Suriye’de Kürtler ile işbirliğinin sona ermesini istemiş başarmıştı.
Kimdi bu “birileri”?..

İşte ağababaları

Sorunun yanıtına geleceğim…
Önce Bingöl Suikastinden biraz daha geriye gidip şunu yazmalıyım:
Tarih: 13 Eylül 2011.
MİT yetkililerinin, PKK’lılar ile Oslo’da yaptığı görüşmenin ses kaydı sızdırıldı.
Kim sızdırdı?
Ardından…
Tarih: 28 Aralık 2011.
Türk F-16’sı yanlış istihbarat sonucu Uludere’de 35 Kürt kaçakçıyı vurdu!
Kim verdi bu yanlış istihbaratı?
Ardından…
Oslo görüşmelerine katılan MİT Müsteşarı Hakan Fidan, eski Müsteşar Emre Taner ve eski Müsteşar Yardımcısı Afet Güneş İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Sadrettin Sarıkaya tarafından 8 Şubat 2012’de şüpheli sıfatıyla ifadeye çağrıldı.
Türkiye “neler oluyor” diye tartışırken -hem de Şeker Bayramı ikinci günü- Gaziantep’te düzenlenen bombalı araç eyleminde 10 vatandaş öldü; 66 kişiyi yaralandı.
Bir yanda; devlet yetkilileri Oslo görüşmelerinin ardından İmralı’da Öcalan’la görüşmeye devam ediyordu.
Diğer yanda “birileri”; süreci baltalamak için 2011’de düğmeye basmıştı. İşin daha ilginç yanı ise…

Sanki “birileri” bu örtülü operasyonlarına destek için PKK’nın bir kolunu da kullanıyordu!
Kimin eli kimin cebinde belli değildi!
“Görünmez el” sürekli ortalığı karıştırıyordu.
Evet… Dün böyleydi.
Ya bugün…
Şundan eminiz; FETÖ çözüm sürecini yok etmek için elinden geleni yaptı.
Şundan da eminiz; FETÖ bir taşeron; ve arkasında İsrail, ABD var!
İşte… “Birileri” dediğim bunlar!
Emperyalistler Cemaat eliyle barış sürecini kangrene çevirdi.
Ama artık “siyasi mikser” FETÖ belasından kurtulundu.
O halde…
AKP iktidarı; ayağı Türkiye topraklarına basan samimi Kürtler ile tekrar müzakerelere başlayamaz mı?
FETÖ belasından kurtulmak Türkiye’ye bu açıdan da hayır getirmeli, değil mi?
Evet…
Türkiye’nin her daim bir B Planı olmalıdır!
Salt güvenlikçi politikalarla bu işi sona erdiremezsiniz.

Soner Yalçın