Soner Yalçın: Nusaybinli İmparator

Nusaybinli İmparator

Hastalığı bir türlü atlatamadım… Kımıldayacak dermanım yok…  Karşımda televizyon, elimde uzaktan kumanda, kanallar arasında dolanıp duruyorum. İstanbul’daki Hıristiyan Ortodoks Kiliselerini anlatan bir belgesel gördüm. Samatya-Yedikule arasında kilise sokağındaki Ayia Eleni Kilisesi anlatılıyordu.

Kiliseyi Bizans İmparatoru I. Konstantin annesi Helena için yaptırmıştı. Zamanla kilise Hıristiyan Karaman Türklerinin kilisesi olmuştu. Onlar da mübadele ile Yunanistan’a gidince kilise cemaatsiz kalıvermişti.
Belgesel alıp bakın beni nerelere götürdü:
Konstantin’in yaşamı hep ilgimi çekti.
Nerede doğmuştur bilir misiniz; Nusaybin!

Nusaybinli Konstantin; pagan inançlara son verip Hıristiyanlığı benimseyen ilk imparatordu. Hiç öyle bildiğiniz gibi değildi; bu dini benimsemesinin nedeni tek tanrıyı benimsemesiydi; çünkü putperestlikten bıkıp usanmıştı! Tek din, tek tanrı, tek imparator olmak istiyordu! Yani meselenin temelinde halkı kolay yönetecek politika vardı. Uzatmayayım…
Şuraya gelmek istiyorum:
Emperyalizmin etnik tuzağına kendini kaptırmış Kürtçü, kendini Nusaybin’in sahibi sanıyor; adını filan değiştirmek istiyor! Oysa…
Sümerler “Nirbo”; Babiller “Nisibis”; Mittaniler “Nabila”; Asurlular “Meppin-Suba”; Romalılar “Antimosya”; Süryaniler “Nasibina”; Sasaniler “Ahvaz”; Araplar “Nasibeyn”; Osmanlılar “Nısebin” adını verdi; Nusaybin’e…
Kavimler kapısıdır Anadolu! Baksanıza:
Nusaybinli imparatorun yaptırdığı kilisenin cemaati; Karamanlı Türkler!
Bugün…
Havva Ana’nın dünkü çocuk sayılacak kadar tarihe yaşıt Anadolu kan kusuyor.
Kilise belgeseli bana neleri düşündürmedi ki…

Klavye şampiyonları

Her gün çok acılı sonuçlar yaşıyoruz.
Bu ne kadar sürecek?
Birileri elini taşın altına koymalı değil mi?
Dün şunu yazdım:
Barış sürecini sürekli sabote eden FETÖ belasından kurtulduk; ayakları bu topraklara basan samimi Kürtler ile yan yana gelinerek yeni müzakereler yapılabilir.
Çünkü görüyorum ki; herkes akan kanı seyrediyor!
Çünkü görüyorum ki; herkes beylik sözler ötesine geçemiyor!
Çünkü görüyorum ki; herkes bir ölüm sessizliği yaşıyor!

Ne yapalım; biz de mi susalım?..
Ne yapalım; bir iki duyguları okşayıcı beylik sözler edip biz de mi işimizi yaptık rehavetine kapılalım?
Ne yapalım; sorunun salt güvenlikçi politikalarla yok edileceğini düşünen kayıtsızlar kervanına mı katılalım?
Ne yapalım; bu ağır meseleyi askerin-polisin omzuna yükleyip kandan beslenen politikacılardan mı olalım?
Evet ne yapalım?
Kuşkusuz… Emperyalizmin bölgedeki amacını biliyoruz. Peki bu; her şeyi “şeytana” yükleyerek parmağımızı kıpırdatmayacağımız anlamına mı geliyor? Yapmayınız.
Kuşkusuz… Eli silahlı-bombalı teröristle sonuna kadar mücadele edeceğiz. Peki bu; sorunu sadece güvenlikçi politikalarla çözmek anlamına mı geliyor? Yapmayınız.
AKP ve HDP/PKK sorunun çözümünü eline yüzüne bulaştırdığı için biz de mi çözümsüzlüğü çözüm olarak göreceğiz? Yapmayınız.
Biz…
Türk ve Kürt halkının tekrar birbirlerine güven duyacağı alternatif sivil siyasetler inşa etmenin yolunu arayıp bulmalıyız.
Bunun ilk aşaması; hepimizin sağduyulu olmasıdır.
Yoksa, klavye şampiyonluğunu kazanmak en kolayı…

Erdoğan’ı ikna edemediler

Sorunla baş etmenin temel yöntemi gerçekçi olmaktır.
Şunu biliyoruz:
Başbakan Binali Yıldırım Selahattin Demirtaş’ın da Yenikapı mitinginde olmasını istedi.
CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu da istedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı geçemediler/ikna edemediler.
Benim meselem; Selahattin Demirtaş ya da HDP filan değil.
Söylemek istediğim; devlet meseleleri duygular üzerinden yürütülemez.
Söylemek istediğim; devlet meseleleri bir kişinin inisiyatifine bırakılamaz.
Devlet idarecileri soğukkanlılıklarını korumalıdırlar.
Örneğin; PKK ile Kürt halkı arasındaki ilişkiyi kesecek siyaseti üretmelidirler. “Yenikapı ruhu”/ “Çanakkale ruhu” denilen toplumsal uzlaşma platformuna Kürtleri almayarak yapılabilir mi bu? Aksine. Bu dışlama siyaseti PKK’yı güçlendiriyor.
İnadına. Demokratikleşmekten vazgeçilmemelidir. “B Planı” dediğim budur.
Türkiye; sivil siyaset ile terör arasına çizgi çektiğini göstermelidir. Dünya kamuoyuna PKK’nın kanlı yüzü ancak böyle anlatılabilir. Oysa…

Özgür Gündem’i kapatmanın ya da Aslı Erdoğan ve Necmiye Alpay gibi yazarları hapse atmanın kazancı nedir? Veya belediyelere kayyum atamaların! Kuşkusuz içlerinde teröristlere destek veren vardır; o halde bunu kamuoyuna açıklayın. Bu kadar kanalınız-gazeteniz var; bunlar neye yarıyor? Yoksa…
Bu gibi tutuklamalar nedeniyle dünya kamuoyu şuna inanıyor:
“Türkiye’de Kürtler sadece Kürt oldukları için zulüm görüyor!”
Maalesef. Bu koca yalana siyasal iktidar elinden geldiğince yardımcı oluyor! Oysa. Siyasal aktörlerin sözleriyle eylemleri ve hedefleri arasındaki ilişki doğru orantılı olmalıdır. Ne gezer. Bir gün öyle diyorlar ertesi gün tam tersi! Baksanıza…
Dün muhatabı HDP idi; Kandil idi.
Bugün muhatabı bölgede sorunun kaynaklarından feodal beyler/ağalar!
Kendimizi kandırmayalım:
Bu tür günü geçiştiren yöntemlerle bu kan durmaz.
Salt güvenlikçi politikalarla bu kan durmaz.
Terörü durduracak tek yöntem; Kürtlerin PKK’yı teslim almasıdır. Bu da ancak sivil siyasetin önü açılarak yapılabilir.
Evet. Tartışalım.
Evet. Konuşalım.
Yoksa bu suskunluk bizi uçurumun kenarından kurtaracak değil.
Duyuyor musunuz…
Görüyor musunuz…
Evlatlarımız ölüyor!
Bırakıp şu hamasi nutukları; hal çaresi bulalım…

Soner Yalçın