Tam 2 bin yıl önce Roma tarihinde o günler Türkiye’nin bugün yaşadıklarına çok benziyordu

“Büyük ve adil adamların ünlü olmak gibi bir hırsları olamaz, çünkü onlar halka güvenirler ve sadece ne yapmaları gerekiyorsa ona yoğunlaşırlar.” (Plutarch)

Roma, MÖ 133…

Tiberius Gracchus’un, hayatı pahasına giriştiği toprak reformu projesi, baronların ve senatonun sert tepkisiyle karşılaşmıştı.

Çapulcu lideri Scipio Nasica Serapio, bir komployla Tribün Tiberius’u ve en yakın dava arkadaşlarını kırımdan geçirmişti. Katliamla yetinilmemiş, kurulan olağanüstü mahkemenin yetkisine dayanılarak Gracchusçular ardı ardına idama mahkûm edilmiş ve mallarına da el konulmuştu…

Tiberius’un küçük kardeşi Gaius Gracchus‘a, Toprak Reformu Komisyonu’nun üyesi (devlet görevlisi imtiyazı) olması nedeniyle dokunulamamıştır.

Toprak reformu yasası iptal edilmemişti, fakat tozlu raflara kaldırılmıştı.

Roma’nın zenginleri ihtişam içinde yaşamaya devam ediyorlardı, ama ahlak çöküntüsü de alabildiğine artmıştı; baldırı çıplaklarsa eskiden olduğu gibi açlık, yokluk ve sefalet içindeydi. Kartaca’nın yağmalanmasından elde edilen servetin dibi gözüküyordu; buna karşın yağma ve talan savaşları da alabildiğine yoğunlaşmıştı.

Fakat toplumsal ve sınıfsal çatışmalar azalmıyor, aksine karşılıklı nefret şeklinde yoğunlaşarak artıyordu; adaletsizlik, sömürü ve rüşvet çarkı alabildiğine hızlanmıştı. Hile karışmayan seçim yoktu; senatörler ile yüksek mevkideki memurların hırsızlıkları ve aldıkları muazzam rüşvetler ise herkesçe bilinen bir sırdı.

Bunları bilmeyen yoktu, fakat herkes bu duruma gülüp geçiyordu; sohbetlerde, tiyatrolarda, edebiyatta ve halkın katıldığı forumlarda herkes boynuzlanan kocaların, kazıklanan müşterilerin, aldatılan iş ortaklarının durumunun hicvedilmesine gülüyordu.

Roma’da her şey bir eğlence konusu olmaya adaydı…

Hiçbir tabu kalmamıştı…

Roma’nın eğlence dünyası erotizm değil, porno; eğlence değil, insan kanının aktığı “mezbahalar” etrafında dönüyordu.

Roma’da arenalarda ilk kez hayvanların yerine insanlar dövüştürülüyordu; köleler, mahkûmlar, vuruşmak için eğitilmiş gladyatörler… İnsanlar, hayvanların önüne canlı canlı atılıyorlardı.

Bu da yetmeyince gladyatörlerin toplu bir şekilde vuruştukları dövüşler düzenleniyordu. Herkes birbirini acımasızca öldürüyordu; bağışlayan yoktu…

İnsanoğlu, kurban olgusunu insan canını korumak için bulmuştu; ama artık insan kanının dokunulmazlığı da kalmamıştı.

Death_of_Gaius_Gracchus  Tam 2 bin yıl önce Roma tarihinde o günler Türkiye'nin bugün yaşadıklarına çok benziyordu Death of Gaius Gracchus

Kabalaşmış ruhlar, ancak kaba tahriklerle doyurulabiliyordu…

Roma’da hayatın kutsallığı ve inceliği kalmamıştı; yaşam içten dışa dönük hale gelmişti.

Her şey dışarıda ve dışta yaşanıyordu. Dış görüntü her şeyin belirleyicisi olmuştu…

Ruh zenginliği kalmamıştı; içte yaşanan başarı duygusu artık tatmin etmiyordu; başarı dışarıdan da görülmeliydi, sergilenmeliydi, hatta göze sokulmalıydı…

Bunları yeterli bulmayanlar ise kökleri Asya’da, Afrika’da ve Ortadoğu’da olan dinlere, gizemli tarikatlara, mistik cemaatlere ve kültlere yöneliyordu.

GRACCHUSLARIN YÜKSELİŞİ…

Roma’da yaşam renkli, bol köpüklü, gürültülü ve tahrik ediciydi. Bu nedenle kimse bunun cazibesinden kurtulamıyordu…

Bir tek kişi hariç, Gracchus kardeşlerin annesi Cornelia…

Gerçi Tiberius’un öldürülüşü ve katliamlar, saçlarına yeni akların düşmesine neden olmuştu ama evinin salonu, yazarlara, düşün adamlarına, filozoflara, tarihçilere ve özellikle de sanatçılara ev sahipliği yapmaya devam ediyordu…

Cornelia dünyaya 12 çocuk getirmişti. Elinde sadece mutsuz bir evliliğin pençesinde kıvranan kızı Sempronia ve göz bebeği gibi koruduğu Gaius kalmıştı. Kocası öldüğünde Gaius henüz kundaktaydı ve bu nedenle de ona hem annelik hem de babalık yapmıştı. Onu hem iyi bir vatansever olarak yetiştirmişti hem de ruhunu Yunan felsefesi, bilgeliği ve edebiyatıyla bezemişti.

ROMA, MÖ 126…

Senato, Tiberius’un toprak reformu yasasını yürürlükten kaldırmak istiyordu. Bunun için bir halk oylamasına başvuracaktı. Önce Senatörler, reform projesinin beyhudeliği üzerine konuşmuşlardı. Tribün Flaccus ise projenin lehinde etkili bir konuşma yapmıştı. Dinleyici kitle, konuşmaları dinlemiş ve tam dağılmak üzereyken kürsüye birdenbire Gaius çıkmıştı…

Sıradan bir memurdu Gaius, yüksek mevki sahiplerinin konuşmalarından sonra söyleyeceği ne olabilirdi ki?

Herkes onu tanırdı. Cornelia’nın zeki, genç ve yakışıklı oğluydu o; Tiberus’un yetenekli kardeşi ve Toprak Reformu Komisyonu’nun da üyesiydi. Ama hepsi bu kadar…

Genç yaşı, onun henüz herhangi bir kuruma aday olmasına izin vermiyordu.

Ama kitle de bir anda dağılmaktan vazgeçmişti…

Gerçi halk konuşmalara doymuş ve eğlence safhasına geçmişti bile. Hatta bazıları konuşmacılara laf atarak çoktan eğlenmeye başlamışlardı da.

Ancak bir anda herkesi bir merak sarmıştı, dağılanlar da kürsüye doğru yaklaşıyordu… İnsanlar duyduklarına ve gördüklerine inanamıyorlardı.

Bunları ilk kez duyuyor ve izliyorlardı…

Gaius Gracchus, Romalılara alışık oldukları tarzda hitap etmemişti, sanki bir gösteri sahneliyordu…

Hitap etmiyor, adeta fısıldıyordu…

Konuşmuyor, adeta şarkı söylüyordu…

Anlatmıyor, onları adeta kollarına çağırıyor, vicdanları ayağa kaldırıyor; sorgulatıyor, hırslandırıyor, öfkelendiriyor ve ateşliyordu.

Sesinde bir kopukluk da yoktu, konuştukları mantıklıydı, fikir doluydu ama bir başkaydı… Konuşma tarzı şiirseldi…

O, sahneyi bir tiyatro sanatçısı gibi kullanıyordu. Bir uçtan bir uca uçuyordu, insanların gözlerinin derinliklerine bakmak için öne eğilip geri çekiliyor, sonra yakarırcasına başını göğe kaldırıp mırıldanıyordu; dizlerine vuruyor, alnını tutuyor, yere çömeliyor ve öne doğru eğiliyordu; soruyor ve yanıt bekliyordu…

Sanki transa geçmişti, ama aklının başında olduğu her halinden belliydi; argümanları ise çok gerçekçiydi.

Bu gösteri de neydi ve nereden çıkmıştı?…

Grandis erat verbis! (Parlak bir hitabet!) diye bir saptamada bulunacaktı Romalı hatipler.

Konuşma bittiğinde bir alkış tufanı kopmuştu. Sanki yer yerinden oynuyordu. Tribünler (üst düzey yöneticiler) ve özellikle de senato üyeleri adeta küçük dillerini yutmuşlardı.

İşin rengi daha şimdiden belli olmuştu. Sezar’ın sıkça kullandığı deyimle söylersek “Alea iacta est!“, yani zarlar atılmıştı!

Senato, aristokratlar ve toprak baronlarına yeni bir baş belası geliyordu…

Gaius’un konuşması sadece sarsmıyordu, ikna da ediyordu. Söylenenler basit bir ajitasyon değildi.

Gaius Gracchus’un konuşmalarının içeriği, cümle yapısı, konuşmanın kıvraklığı ve melodisi, 100 yıl sonra bile okullarda en parlak hitabet örneği olarak öğretilecekti.

Hatiplerin üstadı Cicero, Gaius hakkında şu saptamada bulunacaktır: “Tartışmasız Roma’nın gördüğü en iyi hatiplerden biri.”

Gaius, senato için bir tehlikeydi ve bu nedenle hemen Roma’dan uzaklaştırılmalıydı; aranan fırsat da çok geçmeden bulunacaktı…

Gaius_Gracchus_Tribune_of_the_People  Tam 2 bin yıl önce Roma tarihinde o günler Türkiye'nin bugün yaşadıklarına çok benziyordu Gaius Gracchus Tribune of the People

SARDUNYA, İKİ YIL SONRA…

Sardunya’nın yerli halkı bir süredir Roma ordusuna karşı yıpratıcı bir savaş yürütmekteydi. Senatonun büyük bir çoğunluğu Gaius Gracchus’un Sardunya’ya gönderilmesini ve ordunun levazım sorumlusu olmasını istiyordu. Böylece onu Roma’dan uzaklaştırmış olacaklardı; kim bilir belki Sardunya’nın ünlü bataklıklarının yol açtığı tifo salgınında ölür diye umuyorlardı.

Gaius açısından yapılabilecek bir şey yoktu; 10 yıllık askerlik görevinin bitmesine henüz iki yıl vardı ve ayrıca Tribün adaylığı için de yaşı tutmuyordu. Deneyim kazansın diye abisi Tiberius’un biricik oğlu Tiberius’u da yanına alarak Sardunya’ya hareket etmişti.

Şaşırtıcı bir şekilde bu karar en çok annesi Cornelia’yı sevindirmişti, çünkü Gaius’un akıbetinin Tiberius’unki gibi olmasını kesinlikle istemiyordu.

Gaius’un başarıları ve ünü Roma’ya kadar yayılmıştı. Herkes onun orduyu kurtardığını, olmazları olur yaptığını konuşuyordu.

Görev süresi tamamlandığı için artık Roma’ya dönebilirdi. Ancak Roma’nın hâkim güçleri onun bir yıl daha kalması için özel bir karar çıkartmışlardı. Gaius bunun bir komplo olduğundan emindi ve içten içe isyan ediyordu ama biraz daha sabretmeye karar verdi…

Senato, Gaius’un ölmesini beklerken, henüz hayatının baharındaki yeğeni tifoya yenik düşmüştü.

Artık Gaius’u hiçbir şey Sardunya’da tutamazdı… Cenazeyi alarak Roma’ya dönmüş ve sonra da Tribünlüğe aday olduğunu açıklamıştı. Senato ise dönüşünü firar olarak yorumlamış ve hakkında vatana ihanetten dava açmıştı.

Dava dosyası hukuki temelden yoksundu.

Gaius Gracchus mahkemedeki savunmasında, kendisine bir kumpas kurulduğunu; Sardunya’ya hem başarısız olması hem de ölmesi için gönderildiğini belirtmiş ve şunları söylemişti:

“Taşradaki yaşantım ve davranışlarım en ufak bir kusur içermez; ne hırslarımın peşinden koştum ne de orada keyif çattım; çadırıma ne kadın ne de köle soktum…

Hiç kimse benim ne bir rüşvet aldığımı kanıtlayabilir ne de birine haksız bir kazanç sağladığımı iddia edebilir; ahlaki hiçbir düşkünlük göstermediğimi düşünürseniz, çocuklarınıza da öyle davrandığımı anlayabilirsiniz… Ben, başkalarının yaptığı gibi yanımda içlerini altınlarla dolduracağım şarap tulumları götürmedim, ama oraya giderken içleri altınla dolu torbalarım vardı ve bunları da ordunun ihtiyaçlarını karşılamak için harcadım.”

Senato baltayı taşa vurmuştu…

Gaius artık 27 yaşındaydı ve adaydı…

Seçimler yaklaştıkça da Roma Meydanı onun konuşmalarıyla inliyordu…

O sadece kitlelere hitap etmiyordu, aynı zamanda yoksulların ve kimsesizlerin yüreklerindeki isyanı da ateşliyordu. Binlerce insan, onun konuşmalarıyla coşuyor ve hareketleniyordu…

TRİBÜN SEÇİMLERİ…

Seçim günü gelip çatmıştı. Gaius Gracchus’u desteklemek için sadece Romalı yurttaşlar değil, bütün İtalyanlar Roma’ya akın etmişti. Gerçi onların oy hakkı yoktu, ancak Gaius’u dua ve propagandayla destekliyorlardı.

Capitol ilk kez bu kadar insan görüyordu. Tepeler, çatılar insanla dolup taşmıştı…

Gaius seçilmişti…

Her yıl 10 Tribün seçilirdi, ama halk sanki sadece Gaius seçilmiş gibi ona tezahüratta bulunmuştu. Hâkim güçler için korkutucu, ürkütücü ve tehlikeli bir durumdu bu…

Peki, Gaius Gracchus ne istiyordu? Onu hangi sınıf ve katmanlar destiyordu?

Plutarch’a göre, Roma’nın baldırı çıplakları tam tekmil onu desteklemişti, farklı meslek gruplarından birçok insan ondan yanaydı; aydınlar, sanatçılar ve özellikle de gençler onu tutuyordu. Aristokratların küçük bir kısmı ondan yana tutum alırken, gelişmekte olan yeni sermaye sahiplerinin (tüccarlar, armatörler ve bankacılar) -ki bunlar özellikle şövalyelerdir- büyük bir çoğunluğu onu desteklemişti.

Ve… Gaius konuşmasını yapmak üzere kürsüye çıkar…

Ama o, sanki yönünü şaşırmış gibi ters bir konumda konuşur…

Roma’nın tarihsel geleneklerini altüst edercesine sırtını senatörlere, yüksek memurların bulunduğu podyuma döner…

Yüzü ise meydana; kitlelerin, yoksulların ve güneşin altında saatlerdir konuşmasını heyecanla bekleyenlere, pazara doğrudur…

Bugüne kadar hiç kimse böyle bir şey cesaret edememişti, daha doğrusu kimsenin aklına böyle bir şey gelemezdi zaten…

Bu kadarı fazlaydı ve bu, senatoya bir savaş ilanıydı. O, küçük bir konum ve duruş değişikliğiyle bir anda Roma’nın siyasi yapısını altüst etmiş; “devletin yönünü halka çevirerek” siyaseti de devrimcileştirmişti.

O, hukuka katı bir şekilde bağlıydı, ancak hukuki temeli olmayan gelenekleri de bir kenara itiyordu…

GAİUS’UN HALKÇI YASALARI…

Gaius sadece biçimsel açıdan değil, halk oylamasına sunduğu ve hukuksuzluk içermeyen yasalarla da Roma’da erken devlet sosyalizmine doğru adım atmıştı:

– Tiberius’la başlayan Toprak Reformu Yasası daha da etkinleştirilmişti.

– Binlerce Tiberius yanlısını ölüme gönderen Özel Mahkemeler yasa dışı ilan edilmişti. Bu mahkemelerin kararları geriye dönük olarak da geçersiz sayılmıştı. Dolayısıyla sadece binlerce insanın saygınlığı yeniden iade edilmemiş, aynı zamanda el konulan mal ve mülkler de iade edilmiş, bunları yok pahasına satın alanlardan da hesap sorulmuştu.

– Yokluk ve sefaleti ortadan kaldırmak için muhtaç olanlara bedava ekmek ve buğday dağıtılacak; ayrıca ekmek ve buğday fiyatları sabitlenecekti. Ekmek ve buğday için de silo ve depolar inşa edilecekti. Bütün bu düzenlemelerin maliyeti ise Kral III. Attalos’un serveti ile Bergama’nın altın madenlerinden karşılanacaktı.

– O güne kadar aristokratların bir imtiyazı olan, yargıçları atama yetkisi senatonun elinden alınmıştı. 300 senatörün yanı sıra şövalyelerden oluşan 600 yeni üye daha atanmıştı. Rüşvet, tehdit ve gasp davalarına ise senatörler bakamayacaklardı.

EKONOMİK VE SİYASİ DÜZENLEMELER…

Gaius, bütün İtalyan kavimlerini bir potada eritebilmek için muazzam uzunluk ve genişlikte yollar ve köprülerin yapımına girişmiş; altyapı çalışmalarını başlatmıştı. O bütün İtalya’yı birbirine bağlayarak toplumsal birliği hızlandırmayı amaçlıyordu. Birlik ve bütünlüğün bir parçası olarak hem İtalya’da hem de sınır ötesinde (Sicilya ve Afrika’da) yeni kolonilerin kurulması için girişimlerde bulunmuştu.

Amacı onlarca yeni koloninin kuruluşuyla halkı refaha kavuşturmaktı. Özellikle Kartaca’dakiJuno Kolonisi‘ni çok önemsiyordu. Sonra da ekonomik ve toplumsal adımları, Roma sınırlarının dışında yaşayan bütün İtalyanlara yurttaşlık hakkı tanıyarak taçlandırmayı hedefliyordu.

Gaius bütün bu yasa ve düzenlemelerle aristokratların ekonomik gücünün yanı sıra siyasi etkisini de zayıflatmayı; böylece köylülerin, kent proletaryasının ve yeni gelişmekte olan zenginlerin (şövalyelerin) siyasi ve toplumsal konumunu güçlendirmeyi amaçlıyordu. Devlet denilen organizma sağlam toplumsal temeller üzerine kurulmalıydı.

Yapılanların birçoğu siyasi ve ekonomik karakter taşımaktaydı.

Ama Gaius daha da ileri gitmişti: Roma ordusunun alışılagelen yapısını kökten değiştiren bir seçim sistemi getirmişti. Yeni düzenlemeye göre, birlik komutanları askerler tarafından seçilecekti. Orduda keyfi cezaların yanı sıra şiddet de son bulacaktı.

Tarih bazen bütün siyasi ve toplumsal gelişmeleri bir insan üzerine odaklar. Gaius Gracchus da böyle bir “odak şahsiyet” olmuştu…

O, istediği an monarşiye geçebilirdi, kimse de buna itiraz etmezdi. Nitekim birçok hasmı işin oraya varacağını söyleyip duruyordu. Ama o öyle yapmadı ve kitlelerin ona olan sarsılmaz güvenine sadık kaldı. Her şeyi hak ve hukuk üzerinden gerçekleştirmeyi, siyasete komplo ve şiddeti sokmamayı prensip haline getirmişti ki hayatının sonuna kadar bu çizgisinden şaşmayacaktı. Yüzyıllardır küçük bir azınlığın, oligarşinin (aristokratlarda) elinde toplanan yönetimi, şimdi gerçek sahiplerine, populus’a, demos’a, yani halka teslim ediyordu.

Gaius’un en büyük başarısı; yetkileri tekeline almadan, görev ve sorumlulukları çevresine dağıtması ve hatta ilk anda kendisine karşıt olanları da ikna ederek çalışmalarına ortak etmesidir.

Gaius yol, köprü ve altyapı çalışmalarıyla sadece İtalya’nın değil, toplumun da çehresini değiştirmişti…

Gaius gerçek anlamda halkın sevgilisi olmuştu, 100 yıl sonraki değerlendirme şöyledir: “Roma halkının en büyük sevgilisi”.

Fakat…

cornelia podest  Tam 2 bin yıl önce Roma tarihinde o günler Türkiye'nin bugün yaşadıklarına çok benziyordu cornelia podest

70 LANET GÜN…

Nasıl ki Acemin oyunu ve hilesi bitmezse, Roma’nın da siyasi komploları bitmez…

Gaius’un en önemli projelerinin başında yeni yerleşim yerlerinin inşası geliyordu. Bunun için de Kartaca kolonisine özel bir önem atfediyordu…

Kartaca’ya giderek, seçilecek yeri bizzat görmek ve işleri yerinde denetlemek istiyordu. Gaius birkaç aylığına Roma dışına çıkmıştı…

Roma’nın kaderine hükmeden 70 lanet gün…

Onun yokluğunu fırsat bilen senato, Tribünlerden birini, Livius Drusus’u satın almayı başarmıştı. Felç edilmiş devlet çarkı da yeniden işlemeye başlamıştı. Drusus, onaylanmış mevcut yasaları absürt bir noktaya götürerek Gracchusçuların halk tabanını zayıflatmaya başlamıştı. Geride kalan Gracchusçular senatoyla baş edemiyorlardı.

70 günde halk tarafsızlaştırılacaktı…

Gaius bir verdiyse, onlar iki vermeyi vaat ediyorlardı… Roma’da alarm zilleri çalıyordu…

Gaius hızla Roma’ya gelmeli ve işe el koymalıydı, ama artık çok geçti…

Gaius gelir gelmez halkı yeniden kazanmak için çok çaba göstermişti, kısmen başarılı da olmuştu…

Çürümüş eski devlet çarkının kırılmaması ya da yenilenmemesi büyük bir zafiyet yaratmıştı… Bu da tarihten bize kalan en önemli derslerden biridir…

Gaius’un çekirdek ekibi iş başındaydı: Flaccus, Rubrius, Glabrio adlı Tribünler; Roma’nın ünlü aydın ve müzisyeni Licinius; Roma’nın en zengin ailelerinin çocukları olan Pomponius, Herennius Siculus ve Quintus Flaceus -ki o konsüllerden birinin oğludur- ama artık çok geçti…

Seçim günü de yaklaşmaktaydı, ama rüzgâr tersten esmekteydi. Senato her şeyi denetim altına almıştı. Roma’da oturmayanlar kentin dışına çıkarılmış, bütün köşe başları tutulmuş ve her yere görevliler dikilmişti. Halk, teröre maruz kalmıştı.

Gaius ve arkadaşlarının yeniden seçilmemeleri için her şey planlanmıştı…

Bu koşullarda Gaius, şu son konuşmasını yapar:

“Zenginler, sanki devlet ve halk sadece kendilerinden ibaretmiş gibi kendi sınıf çıkarlarını devletin çıkarlarıyla özdeşleştirmektedirler… Zenginler için önemli olan balık ve su ürünlerini barındıran göllere ve derelere sahip olmaktır; devlet yıkılmış yıkılmamış kimin umurunda. Aristokratlar hem yüzümüze gülüyorlar hem de devletin içinde bulunduğu krize rağmen kârlarına kâr katmanın peşinde koşuyorlar…”

TARİH TEKERRÜRDEN Mİ İBARET?…

Seçimler sadece “büyük bir kargaşalık içinde” yapılmaz, hile de karışır ve halk üzerinde terör estirilir…

Senato bununla da kalmaz, “Gaius taraftarlarının Jüpiter’in tapınağına saldırdıklarını, kutsallığına leke sürdüklerini, görevlileri öldürdüklerini ve bir darbe girişiminde bulunduklarını” yayarlar.

Olaylar yaklaşık 2000 yıl öncesinde cereyan etmektedir, ama komplo yöntemleri de hiç değişmemiştir. Türk siyasi tarihine ne kadar da benziyor!

Sonra… Hiçbir zaman şiddeti onaylamayan Gaius’un bütün görüşme teklifleri de reddedilir. Anında “Tehlikede olan devleti korumak için olağanüstü hal” ilan edilir…

Ardından da Gaius ve taraftarlarına yönelik bir sürek avı başlar…

Gaius’un başına ödül de konur.

Büyük bir kıyım başlar…

Direnenler anında öldürülür…

Teslim olanlar ise sonradan idam edilmek üzere hapse atılır.

MÖ 121 yılında Gaius bir sığınakta bir kölesiyle birlikte intihar eder…

Plutarch, 3000 Gracchus yanlısının katledildiğini kayıtlara geçer…

Bir çapulcu, Gaius’un beyninin yerine kurşun doldurur ağırlık oluştursun diye…

Her yerde zulüm ve işkence kol gezer…

Cornelia’ya ise hiç kimse dokunmaya cesaret edemez…

Katlanılmaz acısını yüreğine gömerek bir 10 yıl daha yaşayacaktır… Ama Roma halkı Cornelia’yı ebedileştirecektir…

Roma tarihinde ilk ve son kez bir kadının anısına kaidesinde “Cornelia, Afrikanus’un Kızı Gracchusların Anası” diye yazan bir heykel dikilecektir.

Gaius’un ölümünden sonra toprak reformu yasası bütünüyle rafa kalkar…

Dağıtılan topraklara zorla el konulur…

Yeni koloni kurma projesi tümden iptal edilir…

Latinlere verilen yurttaşlık sözü unutulur…

İşsiz, evsiz ve kimsesiz kalan Romalı köylüler ve proleterler, yeni ayaklanmalara hazırlık için varoşlara çekilir…

30 yıl sonra Tiberius’un oğlu olduğunu iddia eden bir Romalı, halktan büyük destek görür, Tribün olur, ancak o da kanlı bir çatışmada öldürülür…

Roma 100 yıl boyunca rahata kavuşamayacaktır…

Londra, MS 1649…

İngiltere Kralı I. Charles, mevcut yasaları iptal etmek, parlamentoyu feshetmek ve iç savaş başlatmak gibi suçlamalarla 1649’da Londra’da idam edilir.

General Cromwell komutasındaki parlamento ordusunun (New Model Army) ruhunu, devrimci bir akımı olan Levellers (düzleyiciler) belirlemektedir.

Onların önderliğinde Gaius Gracchus‘un hayata geçirmeye çalıştığı yasa ve düzenlemeler İngiltere’de 10 yıllığına hayat bulur.

Cumhuriyet ilan edilir…

True Levellers mensupları, İngiltere’nin ve Galler’in değişik yerlerinde toprakların ortak olduğu komünler kurarlar. Bunların hikayesi ise bir başka yazının konusudur…

New Model Army, tarihte ilk kez hem terfi ve tayinlerde liyakat sistemini esas alır hem komutanların sıradan askerler tarafından seçilmesine karar verir hem de ordu içindeki şiddeti yasaklar…

Sadık Usta – Odatv.com