Trilyon dolarlık organizmalar: Craig Venter

Trilyon dolarlık organizmalar: Craig Venter

Eğer hiyerarşik-olmayan ve kurumsallığa karşı yaratıcılığıyla, hayırsever-etik kaygılarıyla
günümüz “kapitalizminin üçüncü ruhunu” Bill Gates’ten bile iyi örnekleyen biri varsa bu da DNA-kontrollü üretim fikrinin sahibi Craig Venter olmalıdır. Venter’in alanı sentetik biyolojidir: Darvinci evrim tarafından biçimlendirilmeyen, insan aklınca yaratılan bir hayat.

Venter’in ilk vurucu buluşu, insan genomunu o zamana dek görülmemiş hızda ve ucuza analiz etmekte kullanılan “shotgun sequencing”di. Venter, bu metotla çözümlediği kendi genomunu yayınladı, böylelikle ilk kez bir kişinin eksiksiz DNA dizilimi bilinmiş oluyordu (kısmet buymuş ki, genomu Venter’in Alzheimer, diabet ve kalıtımsal göz hastalığı risklerini taşıdığını ortaya koydu). Bunun ardından, bir sonraki büyük projesini ilan etti: Dünyayı global ısınmadan korumak üzere kullanılacak tümüyle sentetik bir organizmanın inşası.

Trilyon dolarlık organizmalar Trilyon dolarlık organizmalar Trilyon dolarlık organizmalar Trilyon dolarlık organizmalar Trilyon dolarlık organizmalar Trilyon dolarlık organizmalar Trilyon dolarlık organizmalar Trilyon dolarlık organizmalar Trilyon dolarlık organizmalar Trilyon dolarlık organizmalar Trilyon dolarlık organizmalar Trilyon dolarlık organizmalar Trilyon dolarlık organizmalar Trilyon dolarlık organizmalar Trilyon dolarlık organizmalar  Trilyon dolarlık organizmalar Trilyon dolarlık organizmalar: Craig Venter mycoplasma genitalium bacteriaOcak 2008’de dünyanın bir canlı organizmanın tümüyle sentetik ilk genomunu yapılandırdı: Küçük bir bakterideki genetik materyalin hemen eksiksiz bir kopyasını sadece laboratuvarlarda kullanılan kimyasallardan yararlanarak yeniden-yaratmıştı. İnsan eliyle üretilmiş işbu en büyük DNA yapısı, 582 bin 970 baz çifti uzunluğundaydı; mayanın transkripsiyon özellikleri kullanılarak, dört adet nispeten küçük (ama yine de dev) DNA tutamından derlenmiş ve Mycoplasma genitalium diye bilmen bir bakterinin genomu esas alınarak modellenmişti. (Mycoplasma genitalium insanın üreme organlarında sık karşılaşılan bir bakteridir; bu amaçla seçilmesinin yegane nedeni nispeten küçük bir genomu olmasıdır.)

Laboratuvar mahsulü bu genom, henüz işlevsel ve yeniden-üreyen canlı bir mikrop çıkartmamıştır ortaya; ancak Venter, sentetik DNA’yı bir başka bakterinin kabuğuna yerleştirmek suretiyle “boot” etmenin bir yolunu bulmalarının sadece zaman meselesi olduğunu söylemektedir. Bu başarı, pek çeşitli alanlarda kullanılabilecek yeni mikroorganizma tiplerine de yol verecektir: Petrol ve kömürü ikame edecek yeşil yakıtlar, toksik çöpü sindirecek ya da sera gazlarını absorbe edecek mikroorganizmalar, ve benzeri.

Venter’in rüyası, fiilen “trilyon dolarlık organizmalar”ın ilk serisini yaratmaktır – biyo-yakıtlar dışkılayan, hidrojen formunda temiz enerji ve hatta tasarımlanmış besinler üreten patentli canlılar: “Fosil yakıtların defterinin dürüldüğünü düşünün: Ekolojik felaketlere yol açan sondaj operasyonlarının son bulduğunu; neo-konservatif petrol baronlarının politik ve ekonomik gücünün söndüğünü, ucuz, düşük emisyonlu taşımacılık, ısınma ve elektriğe kavuştuğumuzu. Şüphesiz bu teknolojinin etkileri gayet büyük olacaktır, ama iş bununla da kalmayacaktır. Biyokimyasal ve metabolik süreçlerin üzerinde seyrettiği hatları keşfettikçe, bunların zarafet ve verimliliğini daha bir eksiksiz taklit edebilir, böylelikle endüstri toplumunu yiyip bitiren dertleri çözebilir hale geleceğiz. Belki de C02 yiyen ve 02 dışkılayan, ilkel ve aynı zamanda kendine yeterli bir biyo-robot tasarlayıp üretebileceğiz. Belki su kaynaklarımızdan cıvayı temizleyip atabileceğiz. Sınırları henüz bilmiyoruz, ancak imkânlar göz kamaştırıcı.”

Tabii, Venter’in de itiraf ettiği gibi, daha tekinsiz ihtimaller de var: Bu metotlarla Ebola
gibi virüsleri sentezlemek ya da yeni patojenler yaratmak da mümkün olacaktır… Ancak problem bundan da derindir: Genetik mühendisliğin bu uç uygulamaları ortaya, öz itibariyle farklı organizmalar çıkaracaktır – bizi de meçhullerle dolu bir alana sokacaktır. Problem, DNA’nın faaliyetine ilişkin bilgimizin sınırlılığından kaynaklanmaktadır: Her ne kadar bir sentetik DNA dizinini üretebiliyorsak da, bu dizinin gerçekte nasıl çalışacağını, bileşenlerinin nasıl etkileşeceğini tahmin kabiliyetinde değiliz. Bu tehlike, biyo-etik üzerinde her türlü kamu kontrolünden yoksun olmamız gerçeği ile pekişiyor – her türlü demokratik denetimden azade bir kısım vurguncu sanayici, hayatın yapı taşlarıyla oynayıp duruyor.

CNBC Events - Clinton Global Initiative 2015 Trilyon dolarlık organizmalar Trilyon dolarlık organizmalar: Craig Venter craig venterVenter, bir Blade Runner toplumunun ortaya çıkabileceği yollu endişeleri yatıştırmak için bir yerde şöyle konuşuyor: “Filmin, insanların bir köle sınıfı istediği yollu temel bir varsayımı var ki ben kendimi bu varsayıma uzak hissediyorum. İnsan genomu üstünde mühendislik yapmak denilince, bugünkünün on katı büyüklüğünde bir bilişsel kapasitemiz olsa ne güzel olurdu, diye düşünüyorum. Ama millet bana, aptal birini uşak olarak çalışsın diye şekillendirip şekillendiremeyeceğimi soruyor. Mahpustaki bir takım tiplerden, hücrelerinde tutabilecekleri kadınlar üretip üretemeyeceğime dair sorular soran mektuplar alıyorum. Ben, bir toplum olarak, böyle şeyler yapacağımızı tahayyül edemiyorum.

Belki Venter farkında değil ama ona yöneltilen ricalar bombardımanı, şüpheye yer bırakmayacak şekilde toplumda hizmetkâr bir alt-sınıfa yönelik talebin varlığını kanıtlıyor. Paradoks şurada ki, yapay yaşam, modemitenin bir başarısı olmakla birlikte, modemite projesinin tamamlanmasından çekinen, modemitenin “tamamlanmamış bir proje” olarak kalmasını tercih eden de görüşler vardır. Hatta burada daha da radikal soruların, bizatihi bilme arzumuzun sınırları ile ilgili soruların, sorulması gerekiyor: Müstakbel ebeveynler, çocuklarının Alzheimer genleri taşıdığını öğrendiğinde ne yapacak? Son zamanların moda sözcüğü “previvor” (kanserli olmayan ancak hastalığa genetik yatkınlığı olan kişi, bir “pre-survivor”) böylesi peşin-bilginin yarattığı kaygıyı mükemmelen ifade etmektedir.

Pekin Genom Enstitüsü’ndeki (PGO) Çinli bilimciler dünya çapında dördüncü kez olmak
üzere insan genomunu dizinlediler; elde ettikleri genom veritabanını “Çinliler’e özgü genetik hastalıklara ilişkin problemlerin çözümünde” ve de teşhis, öngörü ve tedavisinde kullanmayı planlıyorlar.

Biz Batı’da biyogenetik deney ve prosedürlerin etik ve hukuki sınırları hakkında sonsuz tartışmalara batmışken (kök hücrelere evet mi hayır mı; genoma müdahalenin ne kadarına izin vermeliyiz – sadece hastalıkları önlemeye yetecek kadar mı, yoksa, arzularımıza uygun bir bebek yaratmak üzere tercih edilen fiziki ve hatta psişik özellikleri geliştirecek kadar mı) Çinliler yapacaklarını her türlü kısıtlamadan azade ve devlet kurumlan (örneğin Bilimler Akademisi) ile özel sermayenin pürüzsüz işbirliğinin mükemmel bir örneği çerçevesinde yapaduruyorlar. İşler her iki cephede de gayet hızlı ilerliyor, sadece devletin vatandaşlarının biyogenetik kütlesini kontrol edip yönlendirdiği bir distopyanın realizasyonu cephesinde değil, aynı zamanda yağlı kârlar cephesinde de: Laboratuvarlara ve yasal kısıtlar nedeniyle bu türden bir tedaviye kendi ülkelerinde para bastırıp ulaşamayan zengin Batılılara yönelik (en büyüğü Şanghay’da bulunan) ticari kliniklere milyarlarca US dolar yatırım yapılıyor. Tabii, bu da mevcut global şartlar altında, yasal kısıtların anlamsızlaşması problemini doğuruyor: Söz konusu kısıtlamaların temel etkisi, Çin’deki tesislere ticari ve bilimsel avantaj kazandırmaktan başka bir şey olmuyor – bir klişeyi tekrar pahasına söyleyelim, Şangay’ın Blade Runner’daki anonim şehir (LA) gibi distopik bir magapol haline gelmek için sonsuz şansı var.

Kaynak: https://gaiadergi.com/trilyon-dolarlik-organizmalar-craig-venter/
Kaynak
: Versions of the Apocalypse © Slavoj Zizek
Hazırlayan: Gökhan İlhan