Türkiye’nin sürüklendiği korkunç açmaz

Türkiye’nin sürüklendiği korkunç açmaz

15 Temmuz darbe girişimine Batı’nın akıllara ziyan bir yaklaşımı var.

Batı medyasına hakim olan hava, ABD’nin ilk dakikadan itibaren meseleye yüzeysel yaklaşımı, AB ülkelerinden esaslı bir açıklama gelmemesi, darbenin üzerinden iki hafta geçmiş olmasına rağmen tek bir AB yetkilisinin Türkiye’yi ziyaret etmemesi… Bütün bunlara bakıldığında, Batı’nın darbeyle değil, başka bir şeyle ilgilendiğini gösteriyor bize.

Peki nedir o? Neden böyle davranıyor Batı? Niçin ülkeyi büyük bir felakete sürükleyecek, demokrasi ihtimalini bütünüyle ortadan kaldıracak, Türkiye’de onarılmaz yaralar açacak bu alçak darbe girişimine esaslı bir tepki göstermediler? Göstermiyorlar?

Üstelik mesele sadece Batı değil. Diğer taraftan bazı Müslüman ülkelerin adının da darbeye destek bağlamında ortalıkta dolaşması meseleyi daha da tuhaf kılıyor.

Erdoğan’a destek olmamak adına…

Kimileri Batı’nın bu tavrını Türkiye’ye düşmanlığına bağlıyor.

Diyelim ki gerçekten bir düşmanlık var. Peki neden düşmanlar? Ne istiyorlar Türkiye’den? Ne istediler de alamadılar?

“İki havaalanı, birkaç köprü, birkaç bina yaptık, ondan Batı bize düşman oldu” demek bana çok çocukça geliyor.

Çünkü aklı başında herkes AK Parti’nin en başarılı olduğu, en esaslı işler yaptığı dönemin 2002 ile 2008 yılları arasındaki dönem olduğunu bilir.

İç barışın en yüksek olduğu, ekonomideki büyüme rakamlarının göz kamaştırdığı, yabancı yatırımcının akın akın ülkeye aktığı, kalıcı yatırımların yapıldığı dönem bu dönem.

AK Parti bütün bu işleri o dönemde Batı dünyasından gördüğü destekle yaptı. Batı medyası Erdoğan’ı el üstünde tutup, “Ortadoğu’nun lideri” ilan ediyordu.

Obama’nın ilk ziyaretini Türkiye’ye yapmasının nedeni de içerideki bu olumlu havaydı.

Eğer mesele yatırımlar olsaydı, Erdoğan’ı o zaman niye destekliyorlardı?

O zaman destekledikleri Erdoğan şimdi alçak bir darbeye maruz kalmıştı ve buna niçin sessiz kaldılar?

Görünen o ki Batı dünyasının darbeye yaklaşımını 15 Temmuz öncesi siyasi gelişmeler belirliyor.

Türkiye’nin IŞİD’e yardım ettiği gibi haberlerin elden ele dolaştırılması, içerideki otoriterliğe kayan politikalar, İslamcılığın siyasetin odağı yapılması, mülteci krizinde benimsenen söylem, batı karşıtlığının iç siyaset malzemesi yapması Erdoğan’a karşı Batı’da bir nefret ve öfke dalgasının kabarmasına neden oldu.

Batılılar bu öfkeden kurtulup meseleye sağlıklı bakamıyorlar. Türkiye’yi yıkıma götürecek bir darbeye rağmen Erdoğan’a destek olmamak adına neredeyse darbeye taraftar olacaklar.

Türkiye’nin yıkımı pahasına

Karşı karşıya kaldığımız korkunç tabloyu daha basit anlatayım.

Batı’nın darbeye gösterdiği yaklaşımda ‘Erdoğan olmasın da Türkiye yıkılacaksa yıkılsın’ havası var. Erdoğan’sız Türkiye yaklaşımı ülkeyi felakete sürükleyecek bir yaklaşım.

Hatırlarsanız benzer bir yaklaşımı Suriye’de Esad için göstermişlerdi.

ABD yönetimi öncülüğünde bütün Batı ve medyası “Esad olmasın da…”diyerek Suriye’yi felakete sürükledi. Esad takıntısı yüzünden ülke yerle bir oldu.

Şimdi benzer bir söylemi Erdoğan için kullanıyorlar.

Bu politikayı ne kadar bilinçli yapıyorlar, ne kadar sürdürürler bilmiyorum ama Batı medyasına ve Batılı ülkelerin yaklaşımına hakim olan hava bu. Görünen o ki Türkiye’nin yıkımı pahasına Erdoğan’dan kurtulma politikalarına içimizden yardımcı olacak binlerce işbirlikçi bulmakta da zorlanmamışlar.

Batı dünyası bu aptalca politikasından vazgeçmez, bu çizgide yoluna devam ederse giderek hepimizi ‘Erdoğan mı, Türkiye mi?’ tercihiyle karşı karşıya bırakacaklar.

Böyle bir tercihe zorlandığımızda ne yapacağız? Nasıl bir tutum alacağız?

Batılılar istemiyor diye cumhurbaşkanına sırt mı çevireceğiz? Ya da“Türkiye yıkılırsa yıkılsın ama Erdoğan’ın arkasında duralım” mı diyeceğiz?

Hepimiz için cevabı zor sorular bunlar.

Erdoğan’a büyük iş düşüyor

Ülkeyi bu tercihe zorlanmaktan kurtaracak tek bir isim var, o da Erdoğan’ın kendisi.

Erdoğan’a büyük iş düşüyor.

Türkiye’nin gerçekten bütünlüğe ihtiyacı var. Batılıların hepimizin hayatını cehenneme çevirecek bu yaklaşımını boşa çıkaracak, duyguyla değil akılla üretilmiş politikalara ihtiyacımız var.

Kabadayılık zamanı değil. Meydan okumanın sırası değil. Dini duygu pompalayarak, öfkemize teslim olarak, intikam duygusuyla hareket ederek bu felaketi atlatamayız.

Otoriterliği pekiştirici politikalara ağırlık vererek bu beladan kurtulamayız.

Gerçek manada bir demokrasiye ihtiyacımız var. Süratle iç barışı sağlamaya, toplumu bütünleştirici politikaya ihtiyacımız var.

İnatla, sabırla bütün kışkırtmalara rağmen atılacak demokratik adımlara ihtiyacımız var.

Akılsızların tavsiyeleriyle bir yere varamayız

Diyelim ki Batılılar tüm bu yaptıklarını düşmanlığından yapıyor.

‘Topçu kışlası’ gibi ayrıştırıcı politikalarda ısrar ederek bu düşmanlıkla baş edemeyiz.

Darbecilerle mücadele ederken işkence görüntüleri yayınlamak, FETÖ ile mücadeleyi cadı avına dönüştürmek, önüne geleni içeriye tıkmak Batı’da,‘Ülke giderek demokrasiden uzaklaşıyor’ algısını güçlendirmekten başka bir işe yaramıyor.

Kimilerinin içindeki hastalıklı duyguları tatmin etme çabası, Batı’daki Erdoğan nefretini artırmaktan, onların değirmenine su taşımaktan başka bir işe yaramıyor.

“Gerekirse ev ev, sokak sokak savaşırız”, “Bu bir istiklal savaşıdır”diyen akılsızların tavsiyeleriyle bir yere varamayız. Ev ev, sokak sokak savaşarak neyi kurtaracağız? Kimden neyi kazanacağız?

İktidarı her gün Batı’ya karşı kışkırtan, Batı’da oluşan Erdoğan öfkesini daha da kabartan yandaş medya artık milli bir sorun halini aldı.

Erdoğan’ın sadece kendini değil, ülkeyi de hesaba katarak politika üretmesi gerekiyor.

Çünkü tehlikede olan sadece Erdoğan değil, ülkenin tümü.

Halkın Erdoğan’ı kurtarmaya gücü belki yeter ama ülkemizi kurtarmaya yetmez.

Ülkenin yıkılması pahasına Erdoğan’dan vazgeçmeyelim ama ülkemizden de vazgeçmeyelim.

Bunu bize bir tek Erdoğan sağlayabilir.

Onun alacağı tavır bundan sonraki süreci de belirleyecek.

Cevabı gereken soru

Görünen o ki iktidar çevrelerinde felaketin boyutunun farkında olan en önemli kişi Başbakan Binali Yıldırım.

Umarım Yıldırım’ın bütünleştirici çabası, sağduyulu açıklamaları bütün iktidar partisi mensuplarına etki eder.

Her ne yapacaksak yapalım, nasıl davranacaksak davranalım ama oluşturulacak politikaları şu sorunun cevabına göre belirleyelim: “Esad olmasın da… “ diyenler,  bu politikalara destek olan kimi İslamcılar ve tüm bunlara direnen bir Esad… Sonunda bu savaşı kim kazandı? Suriye’nin kazananı kim?

Bu soruya vereceğimiz cevap nasıl bir tutum alacağımızı bize gösteriyor.

Tek bir sefer bu insanlara kulak verin

Yazımın sonunda AK Partililere bir kere daha seslenmek istiyorum: Yıllardır size “Öyle yapmayın” diyen herkesi düşman gördünüz, Kulak vermediniz. Esas düşman saldırdığında ise o düşman gördüğünüz insanlar Erdoğan’ın yanında saf tuttu.

Şimdi daha büyük bir felaketle karşı karşıyayız. Tek bir sefer bu insanlara kulak verin. Verin ki bu felaketi el birliğiyle atlatalım.

Yoksa hepimiz hep beraber uçuruma sürükleneceğiz.

Ülke yıkıldıktan sonra iktidarda olmanın bir anlamı yok.

Bunu düşünüyorsunuz değil mi?

Levent Gültekin
diken.com.tr
Türkiye’nin sürüklendiği korkunç  Türkiye’nin sürüklendiği korkunç  Türkiye’nin sürüklendiği korkunç  Türkiye’nin sürüklendiği korkunç  Türkiye’nin sürüklendiği korkunç  Türkiye’nin sürüklendiği korkunç  Türkiye’nin sürüklendiği korkunç  Türkiye’nin sürüklendiği korkunç  Türkiye’nin sürüklendiği korkunç  Türkiye’nin sürüklendiği korkunç  Türkiye’nin sürüklendiği korkunç  Türkiye’nin sürüklendiği korkunç  Türkiye’nin sürüklendiği korkunç  Türkiye’nin sürüklendiği korkunç  Türkiye’nin sürüklendiği korkunç  Türkiye’nin sürüklendiği korkunç  Türkiye’nin sürüklendiği korkunç   Türkiye’nin sürüklendiği korkunç Türkiye’nin sürüklendiği korkunç açmaz a bos 13