Tuz Üzerindeki Savaşı Bitirme Zamanı Geldi mi?

Politikacıların, tuz tüketimimizi azaltmamız için gösterdiği gayretin bilimde pek dayanağı yok. Yasa yapıcılar yıllardır insanların daha az tuz yemesini sağlamaya çalıştılar ve başarısız oldular. Tıp Enstitüsü, 2010 yılının Nisan ayında ABD Gıda ve İlaç Dairesi’ne gıda üreticilerinin ürünlerine koydukları tuz miktarını düzenlemesi için baskı yaptı; New York Belediye Başkanı Michael Bloomberg, 16 şirketi gönüllü olarak bunu yapması için ikna etmişti. Fakat ABD tuza karşı zafer elde ederse ne kazanacak? Tabii ki yumuşak patates kızartmalarını. Peki ya sağlıklı bir ülke? Bu olmayabilir.

2011 yılında, American Journal of Hypertension dergisinde toplamda 6.250 deneği kapsayan yedi çalışma üzerinde yapılan meta analizde, tuz alımını azaltmanın, normal veya yüksek tansiyona sahip insanlarda kalp krizi, felç veya ölüm tehlikesini azalttığına dair güçlü bir kanıt bulunmadı. 2011’in Mayıs ayında, Journal of the American Medical Association dergisinde yayın yapan Avrupalı araştırmacılar, deneklerin idrarlarında ne kadar az sodyum çıktıysa (önceki tüketimin harika bir ölçütüdür), kalp hastalığından ölme tehlikelerinin o kadar yüksek olduğunu bildirmişti. Bu bulgular, aşırı tuzun sizin için kötü olduğu konusundaki yaygın kanının doğruluğunu sorguluyor, fakat tuzu kalp hastalığına bağlayan bulgular her zaman belli belirsiz kalmıştı.

Tuz konusunun tarihi

Tuz üzerine olan korkular, ilk olarak bir yüz yıldan fazla süre önce meydana çıktı. 1904 yılında Fransalı doktorlar, yüksek tansiyonu olan (kalp hastalığı için bir tehlike etmeni olduğu bilinir) deneklerinden altısının tuz sevdiğini bildirmişti. 1970’li yıllarda Brookhaven Ulusal Laboratuvarı’ndan Lewis Dahl, tuzun yüksek tansiyona sebep olduğuna dair “anlaşılır” bulgulara sahip olduğunu iddia ettiği zaman endişeler artmıştı: Fareleri, günde 500 gram sodyumun insanlardaki eşdeğeriyle besleyerek, onlarda yüksek tansiyona sebep olmuştu. (Türk Böbrek Vakfı Başkanı Timur Erk, Türkiye’de insanların günde ortalama 15 gram tuz tükettiğini söylüyor.)

Dahl ayrıca, tuz tüketimi ile yüksek tansiyon arasındaki bağlantının güçlü bir kanıtı olarak anılmaya devam eden nüfus akımları keşfetmişti. Japonya gibi yüksek bir tuz tüketimine sahip ülkelerde yaşayan insanlar da yüksek tansiyon ve daha çok felç sahibi olmaya yatkınlardı. Fakat birkaç yıl sonra American Journal of Hypertension dergisinde yer alan bir araştırmaya göre, bilim insanları toplumlardaki sodyum tüketimini karşılaştırdığı zaman, böyle bağlantıları pek bulamıyorlardı, yani suç, genetik veya diğer kültürel etmenlerde olabilirdi. Bununla beraber, 1977 yılında ABD Meclisinin Besin ve İnsan İhtiyaçları Kurulu, büyük oranda Dahl’ın çalışmasına dayalı olarak, Amerikalılara tuz tüketimlerini yüzde 85’ten yüzde 50’ye düşürmelerini öneren bir rapor yayınlamıştı.

Bilimsel araçlar, o zamandan beri çok daha kesin hale gelmişti, fakat tuz tüketimi ile kötü sağlık arasındaki bağlantı belli belirsiz kalmıştı. 1988 yılında yayınlanmış büyük bir çalışma olan Intersalt, 52 adet uluslararası araştırma merkezinde bulunan deneklerdeki sodyum alımı ile tansiyonu karşılaştırmış ve sodyum alımı ile yüksek tansiyonun yaygınlığı arasında hiçbir ilişki bulmamıştı. Aslında, günde yaklaşık 14 gram ile en fazla tuz tüketen toplumda, günde yaklaşık 7.2 gram ile en az tüketen topluma göre daha düşük bir orta değer tansiyonu vardı. 2004 yılında, uluslararası, bağımsız ve kâr amacı gütmeyen, ABD Sağlık ve İnsan Hizmetleri Bakanlığı’nın kısmen sermaye sağladığı Cochrane Collaboration isimli sağlık araştırma örgütü, 11 tane tuz azaltım deneyi üzerinde yapılan bir inceleme yayınlamıştı. Tuz bakımından düşük olan beslenme düzenleri, normal beslenme düzenleriyle karşılaştırıldığında, uzun vadede sağlıklı insanlardaki yüksek tansiyonu (tansiyon oranındaki en üst rakam) 1.1 milimetre cıva (mmHg) ve düşük tansiyonu (alt rakam) 0.6 mmHg şeklinde azaltmıştı. Bu durum, 120/80’den 119/79’a inmek gibiydi. İncelemenin vardığı sonuç, “birinci basamak tedavisi veya nüfus önleme programlarına elverişsiz olan yoğun müdahaleler, uzun vadeli deneyler esnasında, kan basıncında sadece en az oranda azalma sağlamıştır,” olmuştu. 2003 yılında Cochrane’in daha kısa vadeli olan 57 deneyi incelemesinden de benzer bir sonuç çıkmıştı: “Tuz tüketimini azaltmanın sağladığı uzun vadeli fayda konusunda önemsiz miktarda bulgu vardır.”

Tuz ile kalp hastalığı arasındaki doğrudan ilişkiyi araştırmış olan çalışmalar, bunlardan daha iyi bir yere gitmedi. Bunlar arasında, 2006 yılında yapılmış olan ve American Journal of Medicine dergisinde yayınlanan çalışmada, 78 milyon Amerikalının bildirdiği sodyum tüketimi, onların kalp hastalığından ölme tehlikesine karşı 14 yıllık bir süre boyunca karşılaştırıldı. Çalışma sonucuna göre, insanlar ne kadar sodyum tüketmişse, kalp hastalığından ölme ihtimalleri o kadar düşüktü. Ayrıca 2007 yılında European Journal of Epidemiology dergisinde yayınlanmış olan bir başka çalışmada, 1.500 yaşlı insan beş yıl boyunca izlendi ve idrardaki sodyum seviyeleri ile koroner damar hastalığı veya ölüm tehlikesi arasında hiçbir bağlantı bulunmadı.

Tuzun sağlıklı olmadığını öne süren her çalışma için, durumun böyle olmadığını öne süren başka bir çalışma bulunuyor. Sorunun bir parçası da, bireylerin tuza verdiği tepkinin değişiklik göstermesi. Johns Hopkins Üniversitesi’nde bir salgın hastalık uzmanı ve Amerikalılar İçin 2010 Yılı Beslenme Rehberi’nde tuz heyetinin başkanı olan Lawrence Appel, “Bu bağlantıları meydana çıkarmak çok zor,” diyor. Journal of Chronic Diseases dergisinde 1987 yılında yayınlanmış ve çok kez atıfta bulunulmuş olan bir çalışma, yüksek tuz içeren beslenme düzenlerinden sonra tansiyonlarında düşüş yaşayan insanların sayısının, tansiyonunda yükseliş yaşayan insanların sayısına neredeyse eşit olduğunu bildirmişti; pek çoğu da tamamen aynı kalmıştı. Albert Einstein Tıp Okulu’nda bir salgın hastalık uzmanı ve Uluslararası Yüksek Tansiyon Derneği’nin eski başkanı olan Michael Alderman, bunun sebebini şöyle açıklıyor: “İnsan böbreği, tuz ilavesini aldığınız miktara dayalı olarak değiştirmek için çalışıyor.”

Kesin bulgular yok

Bazı doktorlar, ufak miktardaki tansiyon düşüşlerinin bireyler üzerinde büyük bir etkiye sahip olmayacak olsalar bile (bir kalp krizi geçirme tehlikenizi gerçekten etkilemeyeceklerdir), bunların nüfus seviyesinde hayatları kurtarmakla sonuçlanabileceğini, bunun sebebinin kısmen, bazı Afrikalı-Amerikalılar ve yaşlı bireyler de dahil olmak üzere nüfusun küçük bir bölümünün tuza karşı hiper hassas görünmesi olduğunu iddia ediyorlar. Örnek olarak, 2010 yılının Şubat ayında New England Journal of Medicine  bülteninde yayınlanmış olan bir çalışmada, tuz tüketimini yaklaşık yüzde 35 oranında azaltmanın, yılda en az 44.000 Amerikalının hayatını kurtarabileceğini öne sürüyor. Fakat bu gibi tahminler bir delil niteliği taşımıyor; bunlar varsayım niteliğinde. Ayrıca düşük tuz içeren beslenme düzenlerinin yan etkileri de olabilir: tuz alımı kesildiği zaman vücut, bir enzim olan renin ile bir hormon olan aldosteron salgılayarak tepki veriyor ve bunlar tansiyonu artırıyor.

Alderman ve meslektaşı Hillel Cohen, tutarsız verilere dayalı olan yasaklayıcı tuz önlemleri oluşturmak yerine, düşük tuz içeren beslenme düzenlerini takip eden insanlara zamanla ne olduğunu görmek amacıyla hükümetlerin büyük ve kontrollü bir klinik deneye destek olmalarını öneriyorlar. Appel buna karşılık, böyle bir deneyin “olamayacağını ve yapılmayacağını,” bunun sebebinin kısmen, deneyin çok pahalı olacak olduğunu söylüyor. Fakat elimizde belirgin veriler olmadıkça, protestan tuz karşıtı mücadeleler, sadece zayıf bilime dayalı değil, ayrıca eninde sonunda taraflı durumda olurlar. Cohen şöyle söylüyor: “Halka, bu büyük fayda ile kurtarılan hayatlar bakımından büyük miktarlarda umut veriliyor. Fakat bunlar şiddetli kestirimlere dayanan şeyler.”

Sonraki araştırmalar

Tuz alımı ile kalp damar hastalıkları arasındaki bağlantı konusunda, yukarıdaki makalenin yayınlanma tarihinden sonra yapılan diğer çalışmaların sonuçları ise şu şekilde:

2016 yılının Mayıs ayında yayınlanan ve dünya çapında yapılmış olan geniş bir çalışmaya göre, düşük tuz içeren beslenme düzenleri, ünlü kanıya zıt olarak faydalı olmayabilir ve ortalama tuz tüketimi ile karşılaştırıldığı zaman kalp damar hastalığı ile ölüm tehlikesini aslında artırabilir.

49 ülkeden 130.000’dan fazla insanı kapsayan çalışmaya, McMaster Üniversitesi Nüfus Sağlığı Araştırması Kurumu (PHRI) ile Hamilton Sağlık Bilimleri’ndeki araştırmacılar önderlik etti.

Yüksek tansiyonlu insanlar ile normal tansiyonlu insanlar karşılaştırıldığı zaman, sodyum (tuz) tüketimi ile ölüm, kalp hastalığı ve felcin arasındaki bağlantının özellikle değişip değişmediğine baktılar.

Araştırmacılar, insanların yüksek tansiyonu olsun veya olmasın, ortalama tüketim ile karşılaştırıldığında düşük sodyum tüketiminin daha fazla kalp krizi, felç ve ölüm ile bağlantılı olduğunu gösterdiler.

Çalışmanın öne sürdüğüne göre, beslenmelerindeki sodyum miktarını azaltmak konusunda endişe duymaları gereken insanlar, sadece yüksek tansiyonu olanlar ve yüksek tuz tüketenlerdi. Çalışmanın baş yazarı Andrew Mente şöyle söylüyor: “Elimizdeki veriler, yüksek tansiyona sahip olan insanların yüksek miktardaki tuz tüketimini azaltmalarının önemini vurgularken, tuz alımını düşük seviyelere indirmeyi desteklemiyor.

Case Western Reserve Üniversitesi’nde yapılan ve 14 Nisan 2011 günü yayınlanan çalışmada, tuz ile su sindiriminin, yalnızca su sindirimine kıyasla vücut sıcaklığını daha fazla düşürdüğü bulundu. Ek olarak, tuza karşı dayanıklı bireylerin vücut sıcaklığı, tuza duyarlı bireylerin vücut sıcaklığından daha fazla azaldı. Çalışmaya önderlik eden Robert P. Blankfield şöyle söylüyor: “Görünüşe göre, tuza duyarlı olan bireyler, tuza dirençli bireylere göre iç vücut sıcaklığı dengesini daha etkili şekilde koruyorlar fakat bu süreçte tansiyonları artıyor. Diğer taraftan, tuza karşı dirençli olan bireyler, tuz ile su alımından sonra, tuza karşı hassas olan bireylere göre tansiyon dengesini daha etkili şekilde koruyorlar, fakat bu süreçte daha büyük bir sıcaklık düşüşü yaşıyorlar.”

Tezin birinci yazarı Matthew D. Muller şöyle aktarıyor: “Eğer elimizdeki sonuçlar genelleştirilebilir durumdaysa, tuza karşı duyarlı yüksek tansiyonun gelişiminde tuzun sahip olduğu rolü açıklamak mümkün olacaktır: tuz ve su yüklemesi, tuza karşı hassas olan bireylerdeki tansiyonu yükseltiyor ve artmış haldeki tansiyon, tuz ile su alımı esnasında ve sonrasında sınırlı bir zaman dönemi boyunca devam ediyor. Kısa veya uzun olan bu geçici tansiyon artışları, esaslı yüksek tansiyona sahip bireyleri niteleyen, arterler ve atardamarların duvarları içindeki karmaşık değişimleri başlatabilir.”

Dr. Muller şöyle ekliyor: “Bugünlerde doktorlar, hastalarına yüksek tansiyona neyin sebep olduğunu kimsenin bilmediğini söylüyorlar.

Amerikan Kalp Derneği tarafından 29 Temmuz 2015 günü yayınlanan bir çalışma, uzun vadede çok fazla tuz yemenin veya tuz tüketimini zamanla artırmanın, yüksek tansiyon geliştirme tehlikesini önemli oranda artırdığını gösterdi. Japonya’da normal tansiyona sahip yetişkinler üzerinde yapılan çalışma, hayat boyu daha düşük tuz içeren bir diyet sürdürmenin önemini vurguluyor ve sofra tuzu ile tansiyon arasında güçlü bir bağlantı olduğunu öne süren önceki bulguları destekliyor.

Amerikan Kalp Derneği’nin 18 Haziran 2012’de yaptığı çalışmaya göre, birkaç yıl boyunca yüksek tuz içeren bir beslenme düzenini takip etmek, kan damarı hasarı işaretleri ile bağlantılandı. Kan damarı hasarı işaretlerine sahip olan ve yüksek tuzlu beslenen insanların, yüksek tansiyon geliştirmeleri daha muhtemel; bu yüzden, yüksek tuz içeren bir beslenme düzeninin bu insan grubunda daha büyük bir etkisi var.

2015 yılının Aralık ayında yayınlanan başka bir çalışma ise, tuz tüketimini azaltmanın, kalp rahatsızlığı olan bir hastanın ölüm veya hastanelik olma tehlikesini artırabildiğini öne sürüyor. Araştırma sonuçlarına göre düşük sodyum içeren bir beslenme düzenine ve orta dereceli kalp rahatsızlığına sahip hastalar, tuz alımlarını kısıtlamayan benzer hastalar ile karşılaştırıldığında, kalp hastalığından ölme veya hastanelik olma olasılıkları yüzde 85 daha fazlaydı. Baş araştırmacı Dr. Rami Doukky şöyle söylüyor: “Yaygın kanı, tuzun sizin için kötü olduğu yönündedir. Fakat bu çalışma, dur bakalım diyor. Belki de buna şüpheyle yaklaşmalıyız.”

23 Kasım 2011 tarihinde yayınlanan ve İrlanda Ulusal Üniversitesi’nde yapılan bir çalışmanın öne sürdüğüne göre, hem yüksek hem düşük miktarda tuz tüketmek, kalp hastalığı veya diyabet sahibi olan hastaların kalp damar hastalığı komplikasyonları geçirme tehlikesini artırıyor. Çalışmaya göre, makul dereceli tuz tüketimi, kalp damar hastalıkları tehlikesini en aza indirirken, yüksek sodyum tüketimi felç, kalp krizi ve diğer kalp damar vakaları tehlikesinin artışı ile bağlantılı ve düşük sodyum alımı da kalp damar hastalığından kaynaklanan ölüm ile kronik kalp yetmezliğinden hastaneye yatma tehlikesinin artışı ile bağlantılı durumda.

Kaynak: bilimfili.com Tuz Üzerindeki Savaşı Bitirme Zamanı Geldi mi?