Ümit Zileli’den çok konuşulacak bir yazı… İşte Zileli’nin ‘tokat’ gibi ‘diktatör’ yazısı!

Batı’nın diktatörlerle iflah olmaz tangosu!

Saray dün tarihi bir açıklama yaptı…Olaylar karşısında susmayacaklarını, düşüncelerini söylemeyi sürdüreceklerini söyleyen Cumhurbaşkanı, ardından şu dikkat çekici sözleri sarf etti:

-Susarsak, bir şey demezsek, Batı’ya selam duran eli kanlı tiranları kırmızı halılarda ağırlamayı, kendilerini eleştirenleri ise diktatör olarak yaftalamayı bunlar sürdüreceklerdir. Eğer bunlar birisine “diktatör” diyorlarsa benim indimde o iyidir.

Haklı valla! Batı’nın ikiyüzlülüğünü, işine gelince en kanlı, en nemrut diktatörlerin sırtını sıvazladığını, ancak “hizmet etmekte” bir kusur işlemeye görsün, suikasttan işgale, katliam suçlusu ilan edip Savaş Suçları Mahkemesi’ni devreye sokmaya varıncaya dek her türlü alçaklığı devreye soktuğunu bundan daha güzel anlatamazdı!..

Dünyanın dört bir köşesinde, Ortadoğu’dan Afrika’ya, Asya’dan Avrupa’ya, Latin Amerika’ya yüzlerce örnek tarih babanın defterinde yazıyor!.. Gelin birlikte örneklerden bazılarına bakalım.

-Muammer Kaddafi tam 42 yıl ülkesi Libya’yı demir yumrukla yönetti… Ülkesinde sağlığın, eğitimin, konutun bedava olması, refah düzeyinin belirli ortalamanın üstünde bulunması fark etmiyordu, bal gibi bir diktatördü, ancak Batı bilmiyordu!!! Ülkesi “koalisyon güçleri” tarafından işgal edilmeden kısa bir süre önce Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy tarafından birinci sınıf törenle ağırlanmış, Elize Sarayı’nın bahçesine çadır bile kurmuştu!.. Yine aynı sıralar Kaddafi’yi ülkesinde ağırlayan İtalya Başbakanı Berlusconi’nin bu diktatör karşısında bir takla atmadığı kalmıştı. Pekii, Libya işgal edilirken en önde koşanlar kimlerdi dersiniz?.. Sarkozy ile Berlusconi tabii!..
-Irak’ın diktatörü Saddam Hüseyin, İran’la savaşa tutuştuğunda sırtını sıvazlayan, her türden silahı temin eden kimlerdi peki? Batı’nın önde gelen ülkeleriydi elbette; 8 yıl süren o savaşta 1 milyondan fazla insan can vermiş, yüz milyarlarca dolar silah tüccarlarının cebine akmış, İran ve Irak yıllarca belini doğrultamamıştı!.. Saddam, Halepçe’de Kürtleri kimyasal gazla katlederken de Batı’nın sesi çıkmamıştı. Kuveyt’in petrol fiyatlarını indirmesi karşısında çılgına dönen ve bu ülkeyi “hizaya getireceği” tehditleri savuran Saddam’a, ABD Dışişleri Bakanı tonton Madeleine Albright teyze ne demişti anımsayanınız var mı? “O sizin iç işiniz sayılır karışamayız!..” Saddam ne zaman ithalat ve ihracatını dolar değil Euro üzerinden yapmaya karar verdiğini açıkladı, birden diktatör olduğu hatırlandı ve iki aşamada ipi çekiliverdi!..
-Batı’nın diktatörlerle tangosu hep böyle sürdü, gitti!..

Bosna’dan Sudan’a diktatör avı!..

Yugoslavya’nın nasıl parçalandığını bilir misiniz?..

Sovyetler Birliği tarihe kavuştuktan hemen sonra, efsanevi lideri Joseph Tito’yu uzun yıllar önce kaybetmiş, iç huzursuzluğu zirveye vurmuş ülkede birileri düğmeye bastı ve Sırbistan ile Hırvatistan birbirine girdi… Ancak savaşın tüm karabasanı Bosna-Hersek’in üstüne çöktü; yıllar süren kıyımda Bosna-Hersek 250 bin insanını bu kirli oyuna kurban verdi!.. Bu savaşın sonunda Yugoslavya parçalandı, Sırbistan ve Hırvatistan kendi ülkelerini kurdu, Bosna ise Birleşmiş Milletler gözetiminde özerk bölge olarak kaldı!.. Orası artık Batı’nın kontrolündeydi!..

Pekii, Sudan neden ve nasıl bölündü biliyor musunuz? Taa 1963’te Güney Sudan’da başlatılan direnişte 2011’e dek tam 2 milyon kişi öldürüldü. General Lagu isimli ABD kuklası generalin öncülük ettiği bölünme planı da bizzat Amerikalılar tarafından hazırlandı. Bu bölünmenin baş aktörlerinden bugünün Sudan Devlet Başkanı Ömer El Beşir, 1989’da kansız bir darbeyle iktidarı ele geçirmiş, 1993’te de devlet başkanı unvanına kavuşmuştu. O da Batı’nın kuklasıydı, ne isterlerse veriyordu… Ancak başta ABD, Batı büyük zenginliklerin bulunduğu Güney Sudan’ı istiyordu.

Beşir buna direnince iktidarı esnasında 300 bin Sudanlıyı soykırıma uğrattığı hatırlandı ve 2009 yılında Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi tarafından resmen suçlandı. Etrafı iyice kuşatılan Beşir sonunda yelkenleri suya indirdi ve 2011 yılında Güney Sudan bağımsızlığını, yani ABD’ye bağımlılığını(!) ilan etti. Soykırım suçlusu diktatör halen koltuğunda oturuyor. Bu süreçte yanılmıyorsam üç kez Türkiye’de de ağırlandı. Ehh madem Batı suçluyordu, demek ki iyi adamdı!..
-Sudan’ın zenginlikleri ise halen Batı’nın cebine akmayı sürdürüyor!..

Diktatör işe yaradığı sürece iktidarda tutulur!..

Örnek çok, yüzlerce… Sonuncusu ise Suriye!..

Bu tarihi ülke neresinden baksanız yarım asırdır Esad ailesi tarafından yönetiliyordu. Baba Hafız Esad Ortadoğu tarihine “Demir yumruk” ve Hama katliamı baş sorumlusu olarak geçti. 1982’de Esad yönetimini kabul etmeyen Müslüman Kardeşler Örgütü’nün Hama kentinde başlattığı ayaklanmayı çok kanlı bastırdı. En az 25 bin kişi yaşamını yitirdi…
Darbe ile 1971’de iktidara gelen Hafız Esad 2000 yılına kadar yönetti Suriye’yi… Batı “dur bakalım ne yapıyorsun?” diye hiç sormadı!.. Ardından oğlu Beşar Esad geçti devletin başına. Kimse “niye?” diye sormadı!.. 2011’de bizimkilerin “kardeşim Esad’ı” oldu mu size “katil Esed!”

-Şu anda orada bir mini dünya savaşı yaşanıyor!..
Demem o’ki, diktatörler hep var oldu, insanoğlu aklını başına toplayıp gerçek zalimleri görmediği sürece de olacak!.. Ancak daha da önemlisi şu: diktatörler, kendilerine o gücü veren efendilerine hizmeti aksatmadıkça o makamda var olurlar!..
-Ve ne olursa olsun sonları tarihin çöplüğüdür!..

sozcu.com.tr