Trump’ın “İslamcı terörle savaşı” ve AKP – Cenk Ağcabay

Trump’ın Ulusal Güvenlik Danışmanlığı’na getirilecek olan İslamofobik general dünyaya en büyük tehdit olarak “İslami terörizmi” görüyor ve şimdi ABD yönetim aygıtının en stratejik pozisyonlarından birini tutuyor. Aynı adam, pek çok siyasi çevre ve yazar tarafından bir süredir Ortadoğu’da “İslamcı terör”ün en önemli destekçisi ve koruyucusu ilan edilen AKP’nin ABD’deki lobi çalışmalarını yürütüyor

Trump’ın oluşturacağı yeni yönetimin iskeleti büyük ölçüde belli oldu. Trump önemli pozisyonlara ilişkin tercihlerini açıklamaya başladı. Trump ilk olarak Cumhuriyetçi Ulusal Komite’nin başındaki Reince Priebus’u Beyaz Saray Genel Sekreterliği’ne atamış, Breitbart haber sitesinin bağlı olduğu yayın grubunun CEO’su Stephen Bannon’u da baş danışmanı yapmıştı. Priebus’un ataması genel olarak olumlu karşılanmış, Bannon’un böylesine önemli ve etkili bir pozisyona getirilmesi ise sert eleştirilere ve tartışmalara yol açmıştı.

Bannon’un bu önemli pozisyona atanmasıyla birlikte Trump’a yönelik eleştirilerin dozu yükselmeye başladı. Bu gelişme üzerine, New York Times editoryası bir yazıyla, Trump’ın birleştirerek yöneteceğini -kampanyasındaki ırkçılığın, cinsiyetçiliğin, anti-semitizmin, yerliciliğin sadece oy toplamak için olduğunu- bekleyenleri yeniden düşünmeye davet etti. (Steve ‘Turn On the Hate’ Bannon, in the White House, Nov 15)

Editoryanın da vurguladığı gibi, ABD’de yükselen değerler “ırkçılık, cinsiyetçilik, anti-semitizm ve yerelcilik”…

Madem yükselen değerler bunlar, Bannon’un elde ettiği pozisyona duyulan bu öfke neden?

ABD’nin liberal eliti çok öfkeli, çünkü Trump ve ekibi ABD’de derinlere kök salmış ama uzun zamandan beri üstü liberal bir makyajla ustaca örtülerek görünmez kılınmış belirli toplumsal eğilimlere ve bunların ifadesi olan ideolojik-siyasi yönelimlere ışık tutuyor, onları gözler önüne seriyor.

“Kontrol edilen bir kukla olmayacak”

Mesela ana akım medyanın ağır toplarından CNN’e konuşan eski bir Ku Klux Klan lideri David Duke, Bannon’un bu göreve atanmasının “mükemmel” olduğunu, bunun “Trump’ın kampanyasında söylediklerini tamamlamak -gerçekleştirmek- istediğini gösterdiğini” söylüyor.  (White nationalists see advocate in Steve Bannon who will hold Trump to his campaign promises, CNN, Nov 15.)

Beyaz üstünlüğünü savunan ırkçı bir site Occidental Dissent’ten Brad Griffin, Trump’ın bu tercihinin onun seçim vaatlerine bağlı kalacağının önemli bir işareti olduğunu aynı haberde dile getiriyor. Amerikan Nazi Partisi Başkanı J. Suhayda, bu atamanın Trump’ın kampanya vaatlerini gerçekleştirmek istediğini gösterdiğini, onun “kontrol edilen bir kukla olmayacağını” aynı yerde coşkuyla vurguluyor.

Bannon’un başdanışman yapılması yoğun tepkilere neden oluyor, ama o zaten Trump’ın seçim kampanyasının en üst düzey yöneticisiydi. Onun kariyeri, tipik bir Cumhuriyetçi Parti mensubu ABD egemen sınıfı elitinin sahip olacağı ögelerden oluşuyordu ve o uzun zamandır zaten bu çevrenin bir üyesiydi. Bannon eski bir donanma subayı, sonrasında Goldmann Sachs adlı finans tekelinin yöneticisi olarak milyonlarca dolar kazanmış bir bankerdi. Goldmann Sachs’ın medya alanına yönelik oluşturduğu bir yatırım bankasının kurucu ortağı ve yöneticisi, sonrasında Holywood’da çeşitli projelerin yapımcısıydı.

Breitbart’taki CEO’luğu tüm bunlardan sonra gelmişti. Bannon, bu dönemde Cumhuriyetçi Parti’nin en büyük bağışçısı olarak tanınan milyarder finansçı Robert Mercer’in danışmanlığını yapmıştı. Cumhuriyetçi Parti’nin ön seçiminde Ted Cruz’u destekleyen Mercer, Cruz için 13.5 milyon dolar bağış yapmıştı. Daha sonra Trump’ı desteklemeye başlayan Mercer onun kampanyasına da 7 milyon dolar yatırmıştı. Mercer, Breitbart’a da 10 milyon dolar yatırmıştı. Breitbart ABD’de, “beyaz üstünlüğünü savunan, etnik-milliyetçi bir propaganda merkezi” olarak tanınıyordu.

“Bu insanlar vatansever”

Bannon’a, ABD’de Breitbart’ın önemli bir odak noktası olduğu “beyaz etnik-milliyetçi” hareket hakkındaki düşüncesi sorulduğunda verdiği yanıt ise oldukça tanıdıktı: “Bu insanlar vatansever”, “onlar ülkelerini seviyorlar, ülkelerine dikkat ediyorlar.” Bannon’un bu sözleri herhalde bu yayın grubuna milyonlarca dolar yatıran Cumhuriyetçi Parti mensubu ABD elitlerinin de paylaştığı düşüncelerdi, yoksa bunca parayı neden yatırsın, Bannon’dan bu derece pahalı danışmanlık hizmetini neden satın alsınlar?

Bannon’un övdüğü “bu yurtsever” insanlardan birisi 2015 Haziran’ın da Chasterton’da siyahların devam ettiği bir kiliseye silahlı saldırı düzenleyip dokuz kişiyi katlettikten sonra ABD’de Konfederal bayrağın sembolize ettiği ırkçılık üzerine bir tartışma başlamıştı. Breitbart bu tartışmaya, “Konfederasyon Bayrağı Şanlı Bir Mirası Gösteriyor, Onu Yükselt ve Gurur Duy” başlıklı bir yazıya yer vererek katılmıştı. Zaten bu “vatansever” genç de siyahları katlettiği bu alçakça eylemiyle “şanlı mirasa sahip çıkıyor”, “bayrağı yükseltmekten gurur duyduğunu” dünyaya göstermiş oluyordu.

Yahudi kuruluşlarından eleştiriler

ABD’deki bazı Yahudi kuruluşları Bannon’un böylesi önemli bir göreve atanmasını Breitbart’ın anti-semitik gruplarla olan ilişkileri nedeniyle eleştirdiler. Bannon’un eski eşinin onun hakkında gündeme getirdiği anti-semitizm suçlamaları bu eleştirilerin artmasına neden oldu.

Bu eleştiriler karşısında onu savunan en güçlü ses Cumhuriyetçi Yahudiler Koalisyonu’nun yönetim kurulu üyesi bir milyarder işadamı olduğu ve Trump’ın seçim kampanyasına 7 milyon dolar bağış yaptığı belirtilen Bernie Marcus’tan geldi. Marcus, Bannon hakkındaki iddiaların gerçek olmadığını, bunun Trump’ın etkili bir hükümet kurmasını engellemeye yönelik bir girişim olduğunu savundu.

Bannon’u uzun yıllardır tanıdığını söyleyen Marcus, “O tutkulu bir siyonist ve bir İsrail savunucusudur.”, “o İsrail yanlısı gerçek haberleri sağlamak için İsrail’de bir Breitbart ofisi açtı.” dedi. (Bannon a ‘Passionate Zionist and Supporter of Israel,’ Says Top Jewish Trump Donor, Haaretz, Nov 16)

Ortaya çıkan manzara ilk bakışta son derece garip görünüyor, ancak birkaç yıl geriye gidecek olursak ortaya çıkan bu “garip manzarayı” daha iyi kavrama olanağı bulabiliriz. 2014 yılında Ukrayna’da vurucu gücünü Batı basınında “ülkesini seven vatanseverler” olarak adlandırılan faşistlerin oluşturduğu ABD-AB güdümlü bir darbe gerçekleşmiş ve faşistlerin de önemli bir bileşeni olduğu yeni bir yönetim kurulmuştu. Ukraynalı faşist grupların sahip olduğu güçlü ABD-AB desteği bu grupların liderlerinin ABD egemen elitinden önemli isimlerle birlikte çekilmiş samimi fotoğrafları ortaya çıktığında daha da görünür hale gelmişti.

Ukraynalı faşistlerin hemen her mekanını mutlaka süsleyen, miting ve yürüyüşlerinde de yoğun olarak taşıdıkları ana sembol tarihsel liderleri Stepan Bandera’nın resimleridir. Bandera, İkinci Paylaşım  Savaşı sırasında örgütlediği milis güçleriyle işgalci Nazi Ordusu ile yan yana kendi halkına karşı savaşmış ve büyük Yahudi katliamları düzenlemiş katliamcı bir faşist şeftir. Bannon’un Beyaz Saray’da çok önemli bir pozisyona atanmasını eleştiren Demokrat Partililer ve liberal ABD basını, “ülkesini seven vatanseverler” olarak adlandırdıkları bu Banderacı faşist güçlere çok güçlü bir destek sunmuş, onların Ukrayna’da işledikleri suçlara ortak olmuşlardı. Şimdi onların  kendi ülkelerindeki muadillerinin görünürlük kazanmasından rahatsız olmaktadırlar, çünkü bu görüntüler onların liberal makyajını fena halde bozmakta, faşistlere sunulan desteğin üstünü örtmeyi zorlaştırmaktadır.

Demokratlar ve Nazizm

Henüz ABD yönetiminde Demokrat Başkan Obama bulunuyor, kadrolar ve politika tercihleri Demokratlar’a ait. New York Times’ta yayımlanan bir habere göre, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesi’nin hazırlamış olduğu “Nazizm, Neo-Nazizm, Irkçılık, Irk Ayrımcılığı, Yabancı Düşmanlığı ve çağdaş dünyada bunlarla bağlantılı hoşgörüsüzlük pratiklerinin yüceltilmesi ile savaş” başlıklı tasarı 131 üyenin oyuyla onaylandı. Tasarıya karşı oy kullanan üç ülkeden ikisi  ABD ve Ukrayna oldu. (US Says Anti-Nazi Resolution at UN Restricts Free Speech, Nov 17)

Haberde görüşleri aktarılan ABD’li diplomat, bu tasarının “ifade özgürlüğünü kısıtladığını” düşündükleri için bu yönde oy kullandıklarını söylüyor.

ABD için boşuna “özgürlükler ülkesi” denmemiş tabii ki! Görüyorsunuz ne derece hassaslar!

ABD’li diplomat haberin ilerleyen kısmında ise red oylarının asıl nedenini açıklıyor. O da çok bildik bir tema. Diplomata göre bu yönde oy kullanmalarının bir başka nedeni tasarının “politik doğası”.  Rusya’nın bu kararı kullanarak komşularına politik saldırılar düzenlemesinden duydukları kaygı nedeniyle tasarıyı red yönünde oy kullanmışlar. İşte Bannon’un “aşırı sağ” görüşlerine karşı çıkan Demokrat Parti’nin Nazizm karşısındaki konumlanışı böyle…

Adalet Bakanlığına bir ırkçı

Trump’ın geçiş ekibi yaptığı açıklamayla kilit önemdeki kabine üyeliklerinin bazıları hakkında Trump’ın kararını verdiğini açıkladı. Açıklamada, Trump’ın Adalet Bakanlığı için senatör Jeff Sessions’u aday göstereceği ifade edildi. Jeff Sessions’un bu kilit bakanlık için aday gösterilmesi, Trump’ın oluşturmakta olduğu yönetimin niteliği hakkında daha iyi fikir veriyor.

Sessions, 80’li yıllarda ırkçılık nedeniyle çeşitli soruşturmalara maruz kalmış bir hukukçu. Irkçı yaklaşımları ve hakaretleri nedeniyle çeşitli soruşturmalara uğramış olan Session, bir soruşturmada o yıllarda kavgalı olduğu insan hakları örgütlerini Amerika’nın çıkarlarını değil Sosyalist Nikaragua hükümetinin çıkarlarını savunmakla suçlamış. Kendisinin konusu olduğu ırkçılık suçlamalarının altnda da bu siyasi çatışmanın yattığını ima etmiş. (Specter of Race Shadows Jeff Sessions, Potential Trump Nominee for Cabinet, New York Times, Nov 16)

Bu noktada ABD elitinin tercihlerindeki siyasal sürekliliğe dikkat çekmek gerekiyor. 70’li yıllarda Nikaragua’da halka kan kusturan diktatörlüğün arkasında duran en önemli güç ABD emperyalizmi idi. ABD, halk hareketini ezmek için sadece diktatörlüğün asker ve polis güçlerini eğitip donatmıyor, aynı zamanda kontra adı verilen faşist paramiliter çeteleri de eğitip donatarak Nikaragua halkını katliamlara uğratıyordu. ABD egemen eliti için o dönemin “ülkesini seven vatanseverleri” işte bu faşist kontra çetelerdi.

AKP için lobi faaliyeti yapan bir İslamofobik

Trump’ın geçiş ekibinin yaptığı açıklamada, ABD yönetiminde çok önemli bir pozisyon olduğu bilinen Başkanın Ulusal Güvenlik Danışmanlığı’na emekli general Michael Flynn’ın getirileceği belirtildi. Michael Flynn katı İslamofobik yaklaşımlarıyla tanınan bir isim. İslami terörizmin dünyanın yüz yüze olduğu en önemli tehdit olduğunu ve bunun nedeninin İslamın bir dinden çok siyasi bir yaklaşım olarak kullanılabilmesinde yattığına inanıyor. Flynn’ın bu tezini savunduğu kitabı yakınlarda yayınlandı.

Flynn, Afganistan ve Irak işgallerinde ABD ordusunda üst düzey komutanlık yapmış ve en son Savunma İstihbarat Ajansı Başkanlığı gibi önemli bir pozisyondan emekli olmuş bir asker. Trump’ın onun ulusal güvenlik ve Ortadoğu hakkındaki görüşlerine çok önem verdiği biliniyor. Flynn emekli olduktan sonra, Flynn Consultancy Group adında bir danışmanlık şirketi kurmuş. Demokrat Parti çevreleri ve liberal basın Flynn’ın Trump kabinesinde önemli bir pozisyonda yer alacağının öğrenilmesinin ardından Flynn ve şirketinin faaliyetleri hakkında bir kampanya başlattı.

Flynn’ın şirketinin faaliyetleri sözkonusu olduğunda mesele Türkiye’yi de yakından ilgilendiriyor. Flynn’ın şirketinin ABD’de Türkiye hükümeti lehine lobi faaliyeti yürüttüğü iddia ediliyor. (Trump Is Said to Offer National Security Post to Michael Flynn, Retired General, New York Times, Nov 17) (Trump offers national security adviser post to Michael Flynn, Financial Times, Nov 17)

Flynn’ın başka ülkeler için yürüttüğü lobi faaliyetleri ve yaptığı konuşmalardan milyonlarca dolar kazandığı ve bu durumun etik olmadığı iddia ediliyor. Flynn’ın en son Fethullah Gülen’i Usame Bin Ladin’e benzettiği çok ses getiren Hill’deki makalesine bakıldığında durum oldukça açık hale  geliyor.

Bu İslamofobik ABD’li general dünyaya en büyük tehdit olarak “İslami terörizmi” görüyor ve şimdi ABD yönetim aygıtının en stratejik pozisyonlarından birini tutuyor. Aynı adam, pek çok siyasi çevre ve yazar tarafından bir süredir Ortadoğu’da “İslamcı terör”ün en önemli destekçisi ve koruyucusu ilan edilen AKP’nin ABD’deki lobi çalışmalarını yürütüyor ve Trump iktidarıyla beraber Ortadoğu’daki İslamcı terör örgütlerini çok zor günlerin beklediği iddia ediliyor…

Bu bilgilerle birlikte, Flynn’ın merkezinde yer alacağı “İslamcı terörle savaş”ın nasıl bir savaş olacağı ve ABD’nin Ortadoğu’da sahnelediği tiyatronun niteliği son derece açık hale gelmiyor mu?

kaynak: http://sendika12.org