Yalnız Kadınların Ve Kedilerin Şarkısı

Çocukluğu köyde geçmiş bir kadınım ben; çocukluktan beri vejetaryenim. Civcivleri, tavukları, horozları arkadaşım biliyorum ve onları yeme düşüncesi bana ürkütücü geliyor. Bu yüzden bir çok kez dayak yedim babamdan; akrabalarım ve köylüler beni kınadılar bir çok kez bu yüzden.

Yirmi yaşına yeni girmiştim ve kasabaya taşınmıştık. Yemekleri ben yapıyordum evde; kıymasız ve etsiz yemekleri elbette! Yılbaşı akşamıydı, babam et getirmişti. Annem, “ben pişiririm” dediğinde, babam, “hayır, kız pişirecek!” dedi. Babam, bana “kızım” demezdi hiç, ismimi de söylemezdi. “Kız”`dım ben… Babama eti pişirmeyeceğimi söyledim. “Köyde beni madara ettiğin yetmedi, burada da ne kadar kedi köpek varsa topluyorsun başına, rezil oluyorum herkese!” diye bağırdı. Sonrasını hatırlamıyorum. Kendime geldiğimde hastanedeydim ve iki hafta kadar ilçedeki hastanede yattım. Soranlara, “kız bunalıma girmiş, kendini yerden yere atmış” dendi benim için…

Taburcu olduğumun ertesi günü kasabadaki kasap dükkanında işe başladım…Babam, bana bir ay sürecek bir ceza verdiğini söyledi. Ses etmedim… Hâlâ ağrısı geçmemişti kollarımın, bacaklarımın ve sırtımın. Et doğramak, tartmak, paketleyip müşteriye vermekti görevim. Öğle yemeklerinde yarım ekmek tavuk döner yedim kasap tarafından ısmarlanan. Kedilere ve köpeklere yemek vermemi, hatta onlara yaklaşmamı bile yasakladı bana babam. Kızını yola getirmiş baba imajı çok gururlandırmıştı onu. Evde kıymalı ve etli hiçbir yemek yapmıyordum, ama bu durumu dert etmiyordu artık; çok mutluydu.

Ellerim titriyordu et doğarken dükkanda; ekmek arası tavuk döneri yerken gözlerim yaşarıyordu. Kasap, bana bakıp gülüyordu; müşteriler kendilerince akıl veriyor, babam, arada bir dükkana gelip kasapla konuşuyor, “bu kız böyle giderse kurban da keser!” diyordu kahkaha atarak.

Bir aylık ceza dolmak üzereyken, yirmi dokuzuncu günün gecesinde ilçeye, oradan da otostopla şehre indim. Şehre uzak bir park içinde yer alan umumi bir tuvalette çalıştım ilk. Kasaptaki günlerimi saymazsak, bir daha et yemedim.

Altı yıl oldu kasabadan ayrılalı. Şimdi bir metropolde yaşıyorum ve hayvan barınağında görev yapıyorum. Evim yoksa da bir barakam var; dört kedimle beraber barakada ikamet ediyorum.

Annemi ve kardeşlerimi özlediğim oluyor; annemle yoğurduğum tarhana kokusunu duyumsuyorum bazen…

Ben, hayvanları can belledim; bir kuzuya bakınca et görmedim, can gördüm. Babam anlamadı beni; köylüler, kasabadakiler, buradakiler, hiçbiri anlamadı… Barınakta benden başka çalışanlar da var; kedileri ve köpekleri seviyorlar, ama yemeklerde et yiyorlar, kurban bayramında kuzuları boğazlayarak ibadet ettiklerinden eminler ve vejetaryen olduğum için benimle dalga geçmekteler…

Kendimi en yakın hissettiğim hayvan kirpidir. Kirpi dostlarım da oldu; bir kirpiye bakınca çok duygulanıyorum… Deli olduğum varsayımıyla insanlar uzak duruyor benden… Olsun, köpeklerce sevilmek mutlu ediyor beni…

Bir idealim var benim; kendimi hayvanlara adamak… Kendimi hayvanlara adadım; tavuklara, kuzulara, kedilere, kirpilere…

Evet, bir barakada yaşıyorum. Televizyon almadım ,ama kitaplarım ve kitap ayracım var mesela. Giyinmeyi kuşanmayı bilmiyorum, makyaj yapmıyorum ve kedilerimle şarkılar söylüyorum; bazen kendimize söylüyoruz şarkıları, bazen ağaçlara, bazen insanlara…

Hiçbir alışveriş mağazasına girmedim ömrüm boyunca; merak da etmedim içinde neler olduğunu. Ruj, oje, rimel; hiçbir makyaj malzemesi kullanmadım şimdiye kadar. Hâlâ ayağım hafif aksıyor yürürken; babamı affetmeyeceğim…

Bir yolum var kendime ait; kendi yolumda gidiyorum. Gece yarıları votka içtiğim oluyor ve kedilerimle, hayvan dostlarımla, doğayla iç içe olmak yetiyor bana.

Kadınım, kirpiyim ve can`ım ben; şimdi kedilerimle beraber bir şarkı söyleyeceğim size…

Yalnız kadınların ve kedilerin şarkısıdır bu
Gece yarıları votka içen kadınların
Flüt çalınan ve kitap okunan kedilerin şarkısıdır
Bizi anlamıyor olabilirsiniz
Doğrusu biz de sizi anlamıyoruz
Sizi incittik mi bir kez olsun
Lütfen siz de bizi incitmeyiniz…

-Ergür Altan