Yanlış insanla neden evlenirsiniz?

Başımıza gelmesinden en çok korktuğumuz şeylerden birisidir bu. Bundan kaçmak için de büyük çabaya gireriz. Ancak yine aynı şeyi yaparız: yanlış insanla evleniriz.

Bu biraz da, başkalarıyla yakınlaşmaya çalıştığımızda ortaya çıkan garip sorunlarımızdan kaynaklanır. Sadece bizi çok da iyi tanımayanlara normal gözükürüz. Bu yüzden, bizden daha bilinçli ve bilge bir toplumda ilk tanışma esnasında “Peki sen ne kadar delisin?” sorusunun karşı tarafa standart olarak soruluyor olması fazlasıyla muhtemel.

Biri bizim fikrimize katılmadığında ya da biz çalışırken o yatıp dinlendiğinde içten içe öfke duyabiliriz. Cinsel ilişki sonrasında samimi olma ya da aşağılanma karşısında sesimizi çıkarmama konusunda zorlanabiliriz belki de. Fakat kimse mükemmel değildir. Sorun şu ki evlilik öncesi kaygılarımızı nadiren irdeliyoruz. Gündelik ilişkiler kusurlarımızı açığa çıkarma konusunda tehdit edici olduklarında partnerimizi suçlar, işi orada bırakırız. Arkadaşlarımız ise bizi aydınlatma zahmetine bile girişmezler. İşte bu yüzden, kendi kendimize olmanın iyi yanlarından birisi de bu dönemlerde kendimizi iyi anlaşabilir bir insan olarak düşünmemizdir.

Artık, eşlerimizin öz farkındalıkları yok denecek kadar az. Doğal olarak, onu anlamak için büyük çabalara giriyoruz.. Ailesini ziyaret ediyor, fotoğraflarına bakıyor, okul arkadaşlarıyla buluşuyoruz. Bütün bu yaptıklarımızın bizim için ödev olduğunu sanıyoruz. Ama yanlış düşünüyoruz ve böylece de asıl ödevlerimizi yapmaz hale geliyoruz. Nihayetinde, kendini ve birbirini çok da iyi tanımamış, kimdir ya da kim olabilir düşüncelerine kafa yormayan, gözleri bağlı iki insanın oynadıkları umutlu, hoşgörülü ve tatlı bir kumar olan bu evlilik son buluyor.

Geçmişe bakıldığında insanlar şu mantıklı sebeplerden dolayı evlenmişlerdir: Size kalacak toprakları ve ailesinin parlak bir işi vardı, babası şehirde yetkili biriydi, yaşayacak bir şato ya da her iki taraf da aynı inanca sahipti. Bu tür mantık evliliklerinden çocuk yuvası kapılarına yalnızlık, ihanet, tecavüz, gaddarlık ve çığlıklar uzandı. Bu sebepler aslında oldukça mantıksızdır. Evlilik, çoğunlukla menfaatine düşkün, dar görüşlü, inatçı, züppe bir müessesedir. İşte bu sebeple onun yerini alan aşk evliliği, kendini betimleme gereksinimini büyük oranda ortadan kaldırdı.

Aşk evliliğinde önemli olan, iki insanın yoğun bir içgüdüyle birbirine yaklaşması ve doğru olanı kalplerinde hissetmeleridir. Doğrusu, bir evlilik ne kadar kontrolsüzse o kadar baki kalır. Kontrolsüzlük, mantık hatalarına bir denge; bir mutsuzluk katalizörü olarak kabul edilir. İçgüdü, yüzyıllardır süre gelen mantıksız mantığa karşı sarsıcı bir tepkidir.

Ancak evlilikte aradığımız mutluluğu bulacağımıza inansak da bu o kadar da kolay değildir. Asıl aradığımız şey yakınlıktır ki bu mutluluk için planladıklarımızı bozabilir de. Biz, olgun ilişkilerde, çocuklukta çok iyi bildiğimiz duyguları yeniden uyandırmayı bekliyoruz. Çoğumuzun erken tattığı aşk, çoğunlukla kontrolünü kaybeden gencin yardım isteme; ailenin sıcaklığından yoksun olma ya da öfkesinden çıldırma; isteklerimizi ifade edebilmek için yeterince güvende hissetmeme duyguları gibi diğer daha yıkıcı dinamiklerle birlikte anlaşılmaz hale geldi. Yetişkinler olarak, adayları yanlış oldukları için değil; fazlasıyla doğru -dengeli, olgun, anlayışlı ve güvenilir- oldukları için ve bu doğruluk bize yabancı olduğu için reddediyoruz ki bunun da bir mantığı yok gibi gözüküyor. Yanlış insanla evleniyoruz; çünkü mutlu olmak ile aşık olmayı ilişkilendiremiyoruz.

Çok yalnız olduğumuz için çok da fazla hata yapıyoruz. Tek kalmak dayanılmaz olmaya başladığı zamanlarda eş seçimi için mantıklı davranılmayabilir. Yalnız geçen onca yılın hatırına bu seçimde tamamıyla sakin olmalıyız. Aksi takdirde aynı kaderi paylaştığımız eşimizi sevmekten ziyade artık yalnız olmayacağımızdan memnun olma hissini sever hale geliriz. Neticede, güzel bir duyguyu kalıcı kılmak adına evleniyoruz. Evliliğin, evlilik teklifi etme fikri ilk aklımıza geldiğinde yaşadığımız sevinci bir şişeye doldurup bize vereceğine inanırız ki bu teklifi düşündüğümüzde muhtemelen Venedik’te bir kıyı gölünde, deniz motorunda geziyor ve denizde ışıldayan akşam güneşi eşliğinde bizi daha önce kimselerin anlamadığından bahsediyor oluyoruz. Bu gibi hisleri kalıcı kılmak için evleniyorsak da bu duygular ile evlilik müessesesi arasında tutarlı bir bağlantı olmadığını görerek başarısızlığa uğruyoruz.

Aslında evlilik bizi varoş bir evde işe gidip gelme ve yaramaz çocuklarla geçen çok faklı ve idari bir alana götürme eğilimindedir. Ortak olan tek malzeme eş olduğu için yanlış malzemenin şişeye doldurulmamış olması gerekir.

Güzel haber, yanlış insanla evlenip evlenmediğimizi anlamanın çok da önemli olmadığıdır.

250 yıldır, Romantizmin şekillendirdiği, dışarıda bir yerlerde her türlü ihtiyacımızı karşılayacak ve tüm özlemlerimizi giderecek mükemmel birinin varolduğu düşüncesine bel bağlayıp sakın birlikte olduğunuz kişiyi terk etmeyiniz.

Kraliyet düğünü, Disney  Yanlış insanla neden evlenirsiniz? prenses d C3 BC C4 9F C3 BCnBu romantizm anlayışını, her insanın bizi üzüp kızdırabileceği, çıldırtabileceği, hayal kırıklığına uğratabileceği, bizim canımızı sıkabileceği ve aynı zamanda herhangi bir art niyet olmadan aynı şeyi bizim de onlara yapabileceğimiz trajik bir farkındalıkla değiştirmemiz gerekir.

Boşluk ve eksiklik duygumuz sonu gelmez olabilir. Ancak bu duyguların hiçbiri olağandışı olmadığı gibi boşanmak için de sebep değildir. Kendimizi kime teslim edeceğimiz seçmek, kendimizi feda edip bir tür acı çekme olayıdır.

Bu karamsar felsefe, evlilik etrafında dolanan stres ve tartışmaya bir çözüm getiriyor. Kulağa hoş gelmese de pesimizim, romantik kültürümüzün evliliği şekillendirmesindeki hayali baskıyı ortadan kaldırıyor. Acıdan ve üzüntüden bize kurtaracak eşin bu konudaki başarısızlığı, ona karşı kullanılabilecek bir argüman olmadığı gibi ilişkiye çekidüzen verilmesi ya da bitirilmesi anlamına da gelmez.

Tam bize göre olan kişi, her zevkimizin ortak olduğu biri olmak zorunda değildir. Aksine farklı tatlarda uzlaşabilecek ve anlaşmazlıkta dahi iyi olan biri olmalıdır. Bu, birbirini mükemmel tamamlamaktan ziyade farklılıklara katlanmak anlamına gelir. Uyumluluk, aşkın başarısıdır; onun ön koşulu olmamalıdır.

Ayrıca romantizm, faydalı olmadığı gibi acımasız da bir felsefedir; bizi evlilikte başımıza gelen şeyleri gerçekdışı ve dehşet verici olarak nitelemeye itti. Yalnızlaştık ve ilişkimizin kusurlarıyla birlikte anormal olduğuna kanaat getirdik. Bu doğrultuda kendimize ve eşimize karşı her zaman daha affedici, eğlenceli ve ılımlı bir bakış açısıyla bakmaya çalışarak “yanlışı” telafi etmeyi öğrenmemiz gerekir.

Çeviren: Özlem Yavuz – Kaynak: http://www.dusunbil.com