Yapay Zekâ ve Üç Robot Yasası

Elektrik süpürgesine dilediğimizce hükmedebiliyoruz, değil mi? Bulaşık makinesi bize karşı çıkmıyor. Otomobilimiz dilediği yolu seçiyor. Sanayi Devrimi ile birlikte insan gücünün yerini alan robotlarla aramızda bir köle-sahip ilişkisi var. Bir bilince ve duygulara sahip olmadıklarından bu bize garip gelmiyor.

Peki, yapay da olsa bilince ve duygulara sahip olsalardı?

Aslına bakarsanız bu işlerle ilgilenen birileri var. “Roboetik”, 2002 yılında ünlü robotbilimci Gianmarco Veruggio tarafından ortaya konan, insan davranışlarının ve tasarımının robotlara nasıl işlenmesi gerektiğini inceleyen araştırma konularını içine alan yeni bir terim. Roboetik tartışmaları cansız varlıkların potansiyel ahlak durumları üzerine yoğunlaşmış durumda.

Burada bir parantez açarak yapay zekâdan söz edelim. “Yapay zekâ” kavramının geçmişi modern bilgisayar bilimi kadar eski. Fikir babası, “Makineler düşünebilir mi?” sorunsalını ortaya atarak makine zekâsını tartışmaya açan Alan Turing’dir. 1943’te II. Dünya Savaşı sırasında Kripto analizi gereksinimleri ile üretilen elektromekanik cihazlar sayesinde bilgisayar bilimi ve yapay zekâ kavramları doğdu.

İngiltere, Bletchley Park’ta şifre çözme amacı ile başlatılan çalışmalar, Turing’in prensiplerini oluşturduğu bilgisayar prototipleri olan Heath Robinson, Bombe Bilgisayarı ve Colossus Bilgisayarları, Boole cebirine dayanan veri işleme mantığı ile Makine Zekâsı kavramının oluşmasına sebep oldu.

1960’larda, Azeri asıllı matematikçi Lütfi Aliasker Zade’nin temellerini attığı “Bulanık Mantık” ise klasik algoritma programlamasını rafa kaldırdı. Yapay Zekâ uygulamaları oluşturulmasında bir devrim gerçekleştirdi.

Klasik yaklaşımda bir varlık ya kümenin elemanıdır ya da değildir. Matematiksel olarak ifade edildiğinde varlık küme ile olan üyelik ilişkisi bakımından kümenin elemanı olduğunda “1”, kümenin elemanı olmadığı zaman “0” değerini alır. Bulanık mantık klasik küme gösteriminin genişletilmesidir. Bulanık varlık kümesinde her bir varlığın üyelik derecesi vardır. Varlıkların üyelik derecesi, (0, 1) aralığında herhangi bir değer olabilir ve üyelik fonksiyonu M(x) ile gösterilir.
Normal bir programın yapısı şöyledir:
| Temel girdiler → Program → Sabit bir sonuç |
Oysa, bir bulanık mantık uygulaması şu şekildedir:
| Sayısı belli olmayan veri yığını → Program → Girdilere ve varsayıma göre değişken bir veya birden fazla sonuç |

Bir bulanık mantık uygulamasındaki sonuç, aynı girdiler olsa bile değişik bir sonuç döndürebilir ve bir öbek halinde veriyi alabilir. Bulanık mantıktaki özellik bunun haricinde verilen verilerin örnekleme mantığı ile alınması ve tümü simgelediği varsayımı yapılması ve buna göre bir olasılık değerinin elde edilmesidir.

Böylelikle Klasik Mantığın “A veya A değil” / “0 veya 1” dediği ikili birimlerden, Bulanık Mantığın “A ve A değil” / “0 ile 1 arasında süreklilik” içeren bulanık birimlerine geçildi.
Kullanıcının, sonuçlarını önceden kestirilemezliğe bıraktığı bir yazılım/robot eylemi ile karşılaşmaktan söz ediyoruz.

Son dönemde gösterime giren yapay zekâ eksenli “Her” ve “Ex-Machina” gibi filmlerle, modern toplumun yalnızlaşan bireylerinin “Siri” benzeri yapay kişiliklerle duygusal ilişkiler kuracağı ya da aklınızı okuyup duygularınızı kullanacak, kendi varlığı için sizin yaşamınızı hiçe sayacak robotların var olduğu gelecek distopyaları izleyicilerini yapay zekanın geleceği ile şaşırtmanın yanı sıra endişelendirdi de.

robot-three-laws  Yapay Zekâ ve Üç Robot Yasası robot three laws

Bilimkurgu denildiğinde belki de akla gelen ilk isim olan Isaac Asimov engin hayal gücü ile yıllar öncesinden bize kendi evrenindeki robotların amacının insana hizmet olduğunu, bir robotun kendi amaçlarını insanların amaçlarına hiçbir zaman tercih edemeyeceğini, koyduğu “3 Robot Yasası”yla şöyle belirlemiş:

1-Bir robot hiçbir şekilde insana zarar veremez; veya pasif kalmak suretiyle zarar görmesine izin veremez.

2-Bir robot kendisine insanlar tarafından verilen komutlara 1. kuralla çelişmediği sürece itaat etmek zorundadır.

3-Bir robot 1. ve 2. kurallarla çelişmediği sürece kendi varlığını korumak zorundadır.

Asimov zamanla bu yasaların yetersiz kalmasını düşünerek Sıfırıncı Yasa (Zeroth Yasası) adıyla ekleme yapmıştır. Bu yasaya göre ise “Hiç bir robot, insanlığa zarar veremez ya da hareketsiz kalarak insanlığın zarar görmesine izin veremez.” şeklindedir.

Robot haklarını tartışacağımız günlere ne kadar uzaktayız dersiniz? Robotların insanlarla eşit bireyler sayılacağı, kanun önünde eşitliğinin tartışılacağı günlere?
Onlarla savaşacağımız günlere?

Alper Aşıkoğlu – Matematiksel