Kadınların fısıltılarını yazam adamdan; Yay Kadını-Dokunulmanın Dayanılmaz Hafifliği

Birçok insan için “aşk şehri” kavramının karşılığı Paris veya Venedik olabilir ama benim için her zaman Prag olmuştur. Cinsellikle, aşkı birbirinin ayrılmaz parçası olarak gören, bir yay kadını olarak bunda Prag’ın tarihi yapıları, köprüleri ve atmosferinin payı olduğu kadar, “Var Olmanın Dayanılmaz Hafifliği“ romanın ve filminin payı büyüktür. Şehirde dolaşırken Roman’ın kahramanları Tomas, Tereza, Sabina ve Franz isimleri sık sık kulağınıza çarpar, karakterler adeta şehirde dolaşır. Üstüne bu dolaşan insanların Slav ırkının en güzel örneklerinden, açık fikirli kadın ve erkeler olduğunu eklerseniz ortaya “dayanılmaz” bir karışım çıkar.

Tolga’yı uzun süredir tanısam da, ilişkimiz yeni sayılırdı. Yanın da rahat hareket ettiğim ilgisini belli eden ama beni anlamsız kıskançlıklar ile kısıtlamayan bir erkekti. Eğlenceli, girişken ve cazibeli olması da onu “ideal sevgili” tanımıma bir hayli yaklaştırıyordu.

Viyana’da bir iş toplantısı olduğu ve toplantı Cuma günü bittiği için bunu Prag’da bir hafta sonu kaçamağı için bir fırsat olarak gördük. O Viyana’dan trenle, ben de İstanbul’dan uçakla Prag’a geldi. Gizli âşıklar gibi kalacağımız otelde buluştuk.

Bu ikimizin de Prag’a ilk gelişi değildi. Dolayısıyla klasik turistik yerleri gezmek için vakit kaybetmeyecektik. Arkadaşlarımızdan aldığımız tavsiyeler ile turistik olmayan etkinliklere katılacak ve gece hayatını keşfedecektik. Tolga zaten işi nedeniyle bu bölgeye sık geliyordu ve iş hayatından, hatta eğlence mekânlarından bile tanıdıkları vardır.

Otel’den çıkıp, bahar olması nedeniyle insanların iş çıkışı uğradığı Vlata nehir kenarındaki yüzer barlardan birine gittik. Buz gibi Çek biralarımızı nehre karşı içerken, akşam ne yapacağımızı konuşmaya başladık. Yarın için bir Çek grubunun konserine biletlerimiz hazırdı, ama bu akşam bar-disko klasiğinin dışına çıkmak istiyorduk. Tolga bir Çek arkadaşını aradı. Anladığım kadarıyla bu gece Royal Tiyatro’da bir gösteriden bahsediliyordu. Ortak bir tanıdıklarının da orada olduğu konuşulurdu.

Tolga bu akşam özel ve değişik bir şov izleyeceğimizi söyleyerek bana döndü. Birkaç kez nasıl bir oyun olduğunu sordum ama cevap vermedi. Gideceğimiz yerin adı Royal Tiyatro’da olduğuna göre dikkat çekici ve kaliteli olmalıydı.

Tiyatro şehrin merkezinin hemen yukarısında, ana cadde üzerinde yer alıyordu. Gerçekten içerisine Art-nouveau tarzında bir dekorun hâkim olduğu, içinde zamanın geriye aktığı şıklıkta, orta büyülükte bir tiyatroydu. Girişte sergilenen çeşitli oyunların afişleri vardı. Bilet gişesi yoktu ve siyah kadife örtü kaplı bir masa bilet satan biraz dekolte giyinmiş, güzel bir Çek kızı oturuyordu.

“-Bu gece ki şova lütfen” diyerek biletleri alan Tolga, biletleri tutmam için bana uzattı. Biletlerin üzerinde “Prague  Burlesque” yazıyordu. Şaşırmıştım. Amsterdam’da canlı bir şov gitmiştim ama beni çok açmamıştı. Burlesk deyince aklıma adının Dita olduğunu hatırladığım bir kadının, kadeh içindeki neredeyse çıplak görüntüsü geliyordu.

“-Yani,  özel ve değişik bir gece derken striptiz mi seyredeceğiz? Diye biraz kızgınlık sitem ettim.          ”-Yapma burlesk striptizinden çok farklı ve sanatsal bir şey” diye tatlılıkla yanıt verdi. Burleskin seyrettiğim şovdan ya da striptizden de daha farklı ve sanatsal bir yönün olduğunu biliyordum ama canım biraz oyunbozanlık yapıp, ilgi de çekmek istemiyor değildi.

“-İkisinde de sonunda kızlar neredeyse çıplak kalmıyor mu? Diyerek, bu sefer biraz sesime biraz muziplik katan bir tonla cevap verdim.

“-Bu,  barda tek enstrümanla müzik yapan bir şarkıcı ile opereti kıyaslamaya benzer. Ortak noktada müzik ve şarkıların olmasıdır” diyerek beni yanıtladı. Bu adamın güzel benzetmelerle ve tatlı dillikle beni yatıştırmasına bayılıyordum.

İçerisinde sıralı koltukların olması gereken alanda, dar berjer koltuklar ve aralarında küçük yuvarlak sehpalar vardı. Bize ayrılan koltuklara geçerek içkilerimizi söyledik. Açılışı turuncu rengi ile büyülen Aperol ile yaptık. Ardında güzelce soğutulmuş köpüklü şarabımız geldi.

Şov başladı. Sahneye ilk olarak Angelic adında yüzü Marliyn Monroe’ya benzeyen ama uzun boylu ve iri sarışın bir kadın çıktı. Üstünde parlaklığı ile insanın gözünü alan bir korset vardı. Altına, bacaklarını gösteren, önü kısa, arkası uzun bir etek giymişti. Bacaklarında korsete bağlı jartiyer çoraplar vardı. Yüzü kadar sesi de güzeldi ve balıketi hatta hafif göbekli olmasına rağmen kendinden emin bir şekilde dans ediyordu. Vücut dili ve alımı ile gerçekten büyüleyiciydi. Şarkısı bittiğinde en son büyük göğüslerinin ucunda kalp şeklinde çıkartmalar ve altında küçücük külotu ile kaldı. Bu rahat ve kendine güvenli tavırları ile pek ala Sabina olabilirdi.

Daha sonra, sahne adı Miss Cool Cat olan, ama gerçek ismi roman kahramanı Tereza ile aynı olan, onu kıskandıracak kadar masum yüzlü ama gibi kızıl sarı saçları ile bir o kadar çekici adaşı Tereza sahneye çıktı. Kızıl sarı saçları ve bembeyaz teni ile güneş gibi parlıyordu. Ancak Teresa’nın romandaki naifliğine inat, son derece cilveliydi. Ekibin baş erkek oyuncusu Sonny ile sahnedeki elektriği ve karşılıklı dansı görmeye değerdi. Şov değil adeta gerçek bir şehvete çağrıydı.  Zamanında bale ile uğraştığı rahatlık ile kaldırıp Sonny’nin omuzuna koyup, çektiği bacaklarından belliydi.

Sonny ise zayıf Clark Gable benzeyen bir adamdı. Teraza ile karşılıklı söyledikleri “Sonny” şarkısının sonunda Teraza’nın parçaladığı kıyafetlerinin altında uzun, zayıf ama s*ksi bir vücut saklıydı. Teraza’nın bacaklarına öyle çekici şekilde okşuyor, Teraza’nın üstündekileri öyle tutkulu bir şekilde çekip alıyordu ki, Sonny şarkısının “you bring joy to my life-hayatıma keyif getirdin” bölümü adeta onun bu şovdaki hareketleri için yazılmıştı. Tolga içimde söylediklerimi duymuş gibi şovun gerçek hayatta Teraza ile Sonny beraber diye ekledi.

Bu sürede bir yandan sahneyi, bir yanda da Tolga’yı izliyordum. Sahnede birbirinden güzel yarı çıplak kadınların yer aldığı şovu izlerken bile, bana ilgisini kaçamak bir bakış veya gülüş ile belli ediyordu. Elleri, sırt açık bluzumun içinde geziniyor,  bazen avucunun içi, bazen de parmakları ile boynuma ve sırtıma dokunuyordu. Sırtımda ki bazı dokunuşları içimi hafiften içimi gıcıklıyor, limana bağlı dokunsal zevkler gemimin tayfalarını uyandırıyordu.

Daha sonra sahneye Lady Marmalade çıktı.  Gerçekten koyu, ateş kırmızı saçları ile canlandırdığı fame-fatal bünyesinde taşıyordu. Soytarı kılığında olan ve ona âşık rolünü oynan yardımcı erkek oyuncunun muhteşem fiziği ise o komik kostüme rağmen belli oluyordu. Yüzünün düzgün hatlarını makyaj zar zor gizliyor, beresinden çıkan kumral saçları sahne ışıkları ile parlıyordu. Soytarı hayal kırıklığını anlatmak için “Boluvard of Broken Dream” şarkısnı söylüyordu.

Nitekim bölümün sonunda dayanamayıp Lady Marmalade’ye kendini göstermek için üstündekileri çıkartıp ve beresini attı. Kaslı ama iri ve şişmiş olmayan vücudu ve adeta çizilmiş gibi düzgün karın kasları ile Adonis gibiydi. Tabii üzerinde hala minik slipi duruyordu. Kadın izleyicilerin beğeni ıslıkları arasında kadın üstünde son kalan parçalar da çıkartıp, tamamen çıplak kalacağı sırada ona sarılıp, soytarının arkasına geçti. Daha sonra soytarıyı seyircilere arkasını dönecek ve dar ve kaslı kalçalarını görünecek şekilde çevirip, kendine siper etmesi ile perdeyi kapattılar. Soytarı erkeğin yerin de olsam kesin erekte olmuştum diye düşündüm.

Üstelik kadının ve erkeğin çekici vücutları, canlandırdıkları mizansen beni de etkilemişti. Hele o s*ksi ve dominant kadının, son sahnede soytarının göğüs, omuz ve kollarına okşayarak dokunması,  kıvrılarak sarılması ve erkeğin ellerini kadının kalçalarını sıkarcasına kavraması, benim hayalimin sahnede canlanmış haliydi. Tam o anda fark ettim ki, bu hisleri bu kadar canlı yaşamanın nedeni Tolga’nın düşük belli pantolonumun açılmış bel kısmından elini sokması ve başparmağı kuyruk sokumuma değecek şekilde kalçalarıma dokunmasıymış.

Aynı oyuncuların üç kız ve bir erkekten oluşan bir yan kadro ile yaptığı birkaç farklı şovdan sonra program bitmişti. Seyircilerin bir kısmı salonu terk ederken biz salonun arkasında ki bara çevrilmiş kısma geçtik. Aklıma aniden Tolga’nın Miss Cool Cat’i nereden tanıdığı ve Sonny ile beraber olduğunu nasıl bildiği geldi. Sorularımı Tolga’ya yöneltince yine yüzüne o tatlı, kendinde emin  “birazdan göreceksin, şimdi şarabımızın kalan son kadehlerini bitirelim” dedi.

Nitekim biraz sonra, saten bornozları ile oyuncular salona geldi. Önce Sonny ve Teraza, salonda hala içkilerini içip, sohbet eden seyircileri selamlayıp, bara yöneldi. Tolga’yı fark eden Sonny ve Tereza yanımıza gelip Tolga’nın elini sıktı. Tam sohbet başlayacaktı ki uzaktan Tolga’yı gören Angelic, koşar adımlarla gelip, Tolga’ya büyük göğüslerini yapıştırarak sıkıca sarıldı ve Tolga’nın dudaklarının kenarına Rus usulü küçük bir dudaktan öpücük kondurdu.

Tolga’nın daha önceden başrol oyuncularını tanıyacak kadar sık gelmesi ve sahnede balıketi vücudu ve göbeğini gururla sergileyecek kadar kendine güven, güzel yüzlü bir Çek kadının ona böyle sarılması ve adeta göğüslerini dokundurması içimde uzun zamandır uyuyan hisleri harekete geçirmişti. Kadınların beğendiği ve onlarla iyi anlaşan bir erkek ile beraber olmanın keyifli yanları olduğu gibi, ara sıra da olsa içindeki kıskanç kadını bulduran yan etkileri de oluyordu. Bir açıklama bekler gibi Tolga’ya baktım. Anlamış olacak ki beni önce Angelic ile tanıştırdı.

“My darling – Sevgilim” diye söze girerek, tanıştırma sırasında ilk gönül alma hamlesini yapmıştı. Sonra da kısa ama hayret veren bir açıklama yaptı. “-Angelic, bizim Viyana ofiste çalışırdı. O zaman da dansla ilgiliydi ama bu yönünü bilmezdik. Sonra ayrılıp bu ekibe katıldı”. Muhtemelen ofiste yüzünün güzelliği dışında, ofis kıyafetleri kimsenin dikkatini çekmeyen, Angelic’in, sahnede seyreden erkeklere iç geçirten bir kadına dönüşmesi hoşuma gitmişti.  O yüzden onu şov kıyafetler ile ofisin koridorlarında koştururken hayal etmeyi tercih ettim.  Bu hayal beni biraz gevşetmişti. Zaten bir yay kadını olarak böyle gerçeküstü sahneler düşlemeye bayılıyordum. Tolga konuşmaya devam ediyordu

“-Üstelik Teraza ile birlikte bir Burlesqe akademileri var. Genel katılıma açık ve hatta kurumsal bazı şirketlerin çalışanlarına özel ders programları yapıyorlar ve buralardan öğrencilere. Kendi kendime “Vay be biz plates veya yoga kursları yapmak için yalvar yakar mekân ayarlarken milletin şirketleri nelere destek veriyor” diye düşündüm..

Biraz sonra soytarı da bize katıldı, diğerlerinin aksine o giyinmiş ve gitmeye hazırlanıyordu. Makyajın verdiği gizem ortadan kalkınca, yüzünün o kadar da çekici olmadığını fark ettim. Yine de yakışıklı sayılırdı ve kusursuz vücudu, daha o söze girmeden konuşuyordu. Tanıştırılırken elini sıkma bahanesi ile dokunduğum, biçimli kolunun kasları, yeni antrenmandan çıkmış gibi sertti. İçimde o kolların kasları üzerinde parmaklarımı gezdirmek için yoğun bir istek vardı ama bunu Tolga’nın yanında yapamazdım.

Tolga ile Angelic sohbet etmeye devam ediyordu. Kulak kabarttığım kadarıyla Angelic Tolga’ya buradan sonra gitmek için bir yer tarif ediyordu. Tolga’nın sosyal karakterini biliyordum ama yine de içimdeki kıskançlık dalgasının ilk köpükleri kıyıya vuruyordu. “-Nereye gidecekmişiz buradan sonra?   “-Çift Masajına” diye yanıtladı Tolga.  Angelic’in önerdiği yere gitmek istemiyordum ama oyunbozan gibi davranmak istemiyordum. “-Bu saat de açık olamaz sanım “diye yanıtladım. “Kapanmak üzereymiş ama Angelic görüştü, bekleyecekler ”.  Çift olarak masajı fikri, benim gibi dokunulmayı seven bir kadın için kulağa fena gelmiyordu. Üstelik belki yapacağım ufak yaramazlıkla Tolga’yı hem hafiften kızdırabilir hem de tahrik edebilirdim.

Taksi ile beş dakika içinde, kapısında “masaj merkezi” tabelası olan tarihi ama bakımlı binaya ulaştık. İçeridekiler bizi bekliyordu. Bu bekleme hatırlı bir dostun ricası üzerine olduğu için gergin değil misafirperverdi. Selamlaşmalardan sonra bizi karşılayan kadın yöneticiden beklemediğim bir soru geldi; Çift masajınızı iki kadının mı, yoksa bir erkek ve bir kadının mı yapmasını istersiniz? Bu konu üzerinde hiç düşünmemiştim. Bir kadının hassas dokunuşları mı, yoksa bir erkeğin güçlü parmakları mı masaj olarak daha iyi gelirdi karar veremiyordum. Öte yandan içimdeki uçarı taraf biraz da rövanş alma isteği ile bir erkek ve bir kadının olmasının daha etkileyici olacağını söylüyordu. Tolga böyle şeylere pek takılmazdı ama o da bir karar için bana bakıyordu. Sanırım iki kadın dese benim haksızlık yapıyorsun diye itiraz edeceğimi düşünüyordu. Kadın tereddüdümüzü hissetmiş olacak ki “ –İsterseniz sonra erkek masörü sonra kadınla değiştirebilirsiniz ya da gönderebilirsiniz diye ekledi.

Bizi karşılayan kadın,  havlularımızı, havlu terliklerimizi ve yıkandıktan sonra giyeceğimiz, kâğıt gibi ince bir kumaştan yapılma slip külotlarımızı verip, banyoya kadar bize eşlik etti. “-Duşunuzu aldıktan sonra yandaki masaj odasına geçersiniz, keyfini çıkartın” dedi. Son anda geri dönüp “-Duşta çok vakit kaybetmeyin, masaj bittikten sonra oda da biraz daha kalabilirsiniz merak etmeyin” diyerek kikirdedi.

Tolga ile göz göze geldik. Ne demek istediğini ikimiz de anlamıştık, ama o an çok cazip gelmemişti.. Normalde değişik mekânlarda beraber olma fırsatlarını kaçırmazdık ama sanırım ikimizi de tedirgin eden bir şeyler vardı.

Suyu açmamızla dört yandan fışkıran, duşların içinde kaldık. Su sadece yukarıdan akmıyor, yanlardan gelen ve adeta sis gibi küçük su damlacıklardan oluşan akım, vücutlarımızı nazikçe okşuyordu. Tolga duvarda asılı şişeden, bir parça vücut jeli alıp önce bana sonra kendine sürdü. Jelden yayılan papaya kokusu bütün banyoyu kapladı. Tolga, biraz daha jel alıp göğüslerim üzerinde iyice köpürtüp, köpükleri sırtıma taşıdı. Dört bir yandan gelen sıcak suyla köpükler adeta önce sırtımdan aşağı akıp, sonra kalçalarımın arasından v*jinamın girişini okşayarak, bacaklarımın arasından aşağıya akıyordu.  Bende onun göğsündeki jeli köpürterek, p*enisinin üzerine elimle yaydım.

Biraz önce bize yapılan öneriye soğuk yaklaşan biz sıcak suyun ve jelin etkisi ile yumuşamıştık. Orada duşun altında bile sevişmeye başlayabilirdik. Kadın bu duşun çekiciliğini biliyor olmalıydı ki bizi fazla oyalanmamız konusunda uyarmıştı zira masaj ve masaj yapacaklar bizi bekliyordu

Havlular ile kurulanıp, sarındıktan sonra ince ve küçük külotlarımızı giyip, masaj odasına geçtik. Ufak çaplı bir sürpriz de bizi burada bekliyordu. Oda da, yerden en az bir metre yüksek, muayene yataklarına benzeyen, masaj masaları yerine yerden bir karış kadar yüksek king-size denilebilecek boyutlarda iki yanı açık bir  platform yatak vardı. Odanın içini yanan tütsü ve kokuların mekânı unutturan kokuları kaplamıştı. Odanın tavanı da dâhil olmak üzere yer yer aynalar vardı. Aynalardan yansıyan mum ışıkları yakamozlar gibi oda da dağılıyordu. Çeşitli figürler ve bu aynaların arasında asılıydı. Çok kısık sesle arkasında batı ritimleri olan new-age bir müzik çalıyordu.

İkimizde yüzüstü uzanarak masaj yapacakları beklemeye başladık. Masör ve masözümüz, odaya sessizce girdikten sonra ikimizin arasında diz çöktü. Ellerine, sıcak suda bekleyen şişedeki aromatik yağlardan alarak, sırtlarımızdan başlayarak yaydılar. Bütün bunlar olurken henüz kafamı çevirip, onlara bakma fırsatım olmamıştı. Sadece sırtımda dolaşan iki farklı elden ve zemindeki hareketlenmeden bunu anlayabiliyordum

Kafamı Tolga’dan tarafa çevirince şaşkınlığım daha da arttı. Erkek sadece bir slip ile kadın ise yine bir tanga ve ince penyeden askısız büstiyer ile duruyordu. Masöz yuvarlak kalçaları, uçları belli olan biçimli göğüsleri ve neredeyse pürüzsüz cildi ile her erkeği hayran bırakacak, her kadını kıskandıracak bir fiziğe sahipti.

Masörün şovdaki soytarının vücudunu andıran fit ve kaslı bir vücudu vardı. Genel hatları da soytarıyı andırmıyor değildi. Hatta biran onun şovdan çıkıp buraya masaj yapmaya geldiği gibi saçma bir düşünceye kapıldım. Masajı yerde yapacaklarından, birazdan bu vücutların bizlere temas edeceğini tahmin etmek zor değildi. Ama en ilginci ise ikisinin de yüzünde göz ve burunlarını örten maskeler olmasıydı.

Sırtıma masaj devam ederken aynalardan kendime yapılan masajımı yoksa Tolga’ya yapılan masajımı izleyeceğime karar veremiyordum. Tolga’ya masaj yapan kadının kolları ile omuzlarını sıkarken göğüsleri hafiften sırtına değiyor, yağ nedeniyle her geçen an büstiyeri daha da şeffaf hale geliyordu. Göğüs uçları adeta görünür olmuştu. Bu görüntü ben de kıskançlıktan çok gizli bir enerjiyi harekete geçiriyordu

Öte yandan bana yapılan masaj ilerledikçe erkek masörün ağırlığını ve kaslı vücudumu sırtımda daha çok hisseder hale gelmiştim. Kaslı kollar sırtımda gezerken, göğüs ve karnının kalçalarıma yaptığı temas çağrışımlara açıktı. Sırtımdan aşağıya inen eller kalçalarımın üzerinde gezerken içimdeki istek, tenimin üstüne çıkıyor ve sıcak yağ ile karışıyordu.

Eller bacaklarımda geziyordu. Eller yeni bir bölgeye dokunmadan önce sıcak, aromatik yağdan bir parça alıyor, önce benim vücuduma sonra kendi el ve hatta alt koluna yayıyordu. Sıcak, güzel kokulu yağın cildimde yayılışı bile yeterince etkileyici iken, bunun güçlü iki el tarafından yapılması, bu sırada o vücudun bana yaptığı temas, tüm duyularımın tayfalarını tenimin güvertesinde topluyordu.

Aklım bir yanda da Tolga’daydı. Benzer sahneler onda da yaşanıyordu. Kadının onu vücudu üzerinde yaptığı masaj sırasında, kalçalarının oluşturduğu görüntü bir kadın olarak beni bile cezbediyordu ama Tolga bu duruma çok alışkınmış gibi, yüzünü bana dönmüş, gözleri kapalı bir şekilde huşu içinde yatıyordu. Gözlerini açsa aynalardan göreceklerini ya bilmiyor ya da çok iyi bildiği için merak etmiyordu. Bir ihtimalde başka bir erkeğin bana böyle yoğun bir şekilde dokunurken görmenin vereceği duygulardan kaçıyordu.

Ayaklarımda ki mesaj bitince beni, sırt üstü çevirdi. Ayaklarımda kaldığı yerin ön tarafından masajına devam ediyordu. Biraz daha yağ alıp, alt bacağımın üstüne ve içine yaymaya başladı. O an sadece fiziğinin değil yüz hatlarının da soytarıyı andırdığını fark ettim. İçten içe elinin yukarılara çıkmasını istiyor, ellerini tutup, yönlendirmemek için bedenimle savaşıyordum.  O ise profesyonel bir şekilde işini yapıyordu. Tam bu anda üstümde küçük külot ve göğüslerim çıplak vaziyette ne kadar açık ve bedenimin isteklerine karşı savunmasız olduğumu fark ettim. Göz ucu ile Tolga’ya baktım henüz o vücudunun önünü dönmemişti. Fısıltı ile ona seslenip duygularım tersini istese de, masörü göndermesini rica ettim.

Tolga önce şaşırdı.”-Bir sorun olup olmadığını sordu?” “-Sorun yok, hatta harika bir sırt masajıydı” dedim. Ama beni sırtüstü yatmış vaziyette, göğüs uçlarım istekle dikleşmiş şekilde görünce durumu anladı. Kibar bir dille masöre teşekkür edip, sadece tek masöz ile devam edeceğimizi söyledi. Adam yüzüne hafif bir gülümseme kondurup ve kaçamak bir bakış atarak odadan çıktı.

Artık ikimizde sırtüstü yatmış odada masöz ile yalnız kalmıştık. Masöz dizlerinin üstüne çökerek ikimizin arasına oturdu. Masörün bıraktığı yerden bacaklarımdan başlamak yerine, ikimizin de boynundan başlayan dairesel hareketler ile göğüslerimize indi.  Bir eli benim vücudumda diğer eli Tolga’daydı. Her seferinde eline biraz yağ alıyor, bunun vücudun kıvrımlarından biraz akmasına izin veriyor sonra, iyiye yayarak masaja devam ediyordu.

Göğüslerimize masaja başladığında, bizi iyice birbirimize yaklaştırıp, neredeyse aramıza uzandı. Artık üç vücut da birbirine tamamen temas ediyordu. Daha önce bir kadınla hiç bu kadar yakın olmamıştım. Göğüslerinin gövdemin yanlarına değmesi ben de tanımadığım hisler uyandırıyor, Tolga ile aramızda ki istek bir elektrik akımı gibi onun üzerinden geçiyordu. Bu süreç daha uzarsa neler olabileceğini kestiremiyordum. Neyse ki kısa bir süre sonra dokunuşları karnımıza ve bacaklarımıza yöneldi.

Artık bir eli benim üst bacaklarım iç tarafında iken diğer eli de Tolga’nın karnına dokunuyordu. Üst bacaklarımın içine yaptığı dokunuşlar içimde ki arzu kıvılcımlarını daha da büyütüyordu. Cinsel organıma dokunmadan, bacak içlerinde ve pubik bölge de öyle yerlere parmak uçları ile basınç uyguluyordu ki vücudumda yeni uyarım noktaları keşfediyordum. Bir kadın, bana kadınlığımla ilgili yeni şeyler keşfettiriyordu. Durum Tolga için de benzerdi. Bunu yay gibi gerilmiş karın kaslarından anlayabiliyordum. Benim istemsiz kıvrılma hareketlerim başlayınca, kadın aramızdaki arzuların s*ksi iletken görevinin sonuna geldiğine karar verip, “-Hala vaktiniz var, keyfini çıkartın” diyerek ayrıldı.

Buluştuğumuz andan beri beklediğimiz an gelmişti. Artık Tolga ile baş başaydık. Güzel kokulu yağ ile kaplı vücutlarımız birbiriyle temas ettiği anda tüm vücuduma karnımdan başlayan bir sıcaklık yayılmaya başladı. Üzerimizde külotları yırtarcasına çıkardık. İkimiz de çoktan hazırdık ama keyifli kayganlık hissini biraz daha yaşamak için liseli âşıklar gibi birbirilerimize sürtünmeye devam ettik. Hatta bir ara Tolga beni yüzüstü çevirip arkama geçti. Onun tamamen sertleşmiş p*enisini kalçalarımın arasında kayışını hissetmek heyecan vericiydi.

Daha fazla dayanamayıp, “Haydi, böyle başla” dedim. İçime ilk girdiği anda artık sadece duyuların değil  “ruhumun tayfaları bedeninin güvertesine fırlayıp çıkmışlardı”. Bir süre böyle devam edip onun vücudunun ağırlığının sırtıma ve pubik bölgesinin, kalçalarıma yaptığı baskının tadını çıkarttım.

Artık ikimizde o dönülmez noktaya yaklaşmıştık. Tekrar yüzümü Tolga’ya döndüm. Tolga nereden bulduğunu bilmediğim prezervatifi takıp, tekrar içime girdi. Belki yağlarında etkisi ile v*jinamı hiç hissetmediğim kadar sıcak ve ıslak hissediyordum. Bu sayede beden gemilerimizin, org*azmın adasına çok hızlı ulaşacağı belliydi. Bacaklarımı, bacaklarına sararak iyice onla bütünleştim ve beklediğim gibi önce yay gibi gerilerek, sonra titreyerek sonra da hız treninde aşağıya düşermiş gibi bir org*azm yaşadım. Tolga’da benzer şeyler yaşıyordu ki hiç duymadığım tonlarda iniltileri odada yankılanıyordu.

Kalp ritimlerimizin normale dönemsini bekledikten sonra üstümüzdeki yağları yıkamak üzere tekrar duşa girdik. Yağlar aksa da vücudumuzda kalan yumuşaklık, kayganlık hissi ve güzel kokuları bu eşsiz deneyimin anıları olarak bir süre daha bedenlerimizde taşıyacaktık.

Çıkışta girişteki kadın ve erkek masör salonu kapatmak üzere bizi bekliyordu. Gerçekten masözün yüz hatları soytarıya benziyordu ama o değildi. Sordum soytarını kılığındaki oyuncunun kuzeniymiş. Neden maske taktıklarını sordum. Aldığım cevap sanırım Var Olmanın Dayanılmaz Hafifliğinden bir cümleydi. “-Yaşadığımız işlere başkasının gözü değdiği an; ister istemez o göze hoş görünmeye çalışırız ve yaşadığımız hiçbir şey dürüstçe olmaz. İşte bunu azaltabilmek ve anonim olabilmek için maske takıyoruz”.

Salondan çıktığımızda ikimizde adeta hafiflemiştik. Tolga ile görsel bir şov ile başlayıp,  dokunulmanın dayanılmaz hafifliğini yaşadığımız bir Prag gecesi yaşamıştık. Belki ciddi sınırları zorlamıştık ama Kafka’nın yazdığı gibi “Ölümün olduğu bu dünyada hiçbir şey ciddi değildir aslında.“

Kadınların Fısıltılarını Yazan Adam