Yılmaz Özdil; Hepimize cahil muamelesi yapan Binali bey haklı.

Yılmaz Özdil: Kürk mantolu feto

Tee 14 sene sonra kasaptaki ete soğan doğramaya karar veren Hilmi efendi, meclisteki darbe komisyonunda konuştu, “hükümeti kesin olarak bilgilendirdik, açıkça söyledik ama, bir şey yapılmadığını gördük” dedi. Vay sen misin bunu diyen… Binali bey fena öfkelendi, “eski genelkurmay başkanı uyardık diyor, ne uyardınız kardeşim, feto örgütü Ak Parti döneminde palazlanmadı” diye bağırdı.

E belki merak etmişinizdir nedir acaba bu mevzu?

3 Kasım 2002.
Akp iktidar oldu.
Bir ay sonra… Genelkurmay karargahında hükümete brifing verildi. Tayyip Erdoğan siyasi yasaklıydı, henüz milletvekili değildi, başbakanlık koltuğunda Abdullah Gül oturuyordu.

Brifingte neler anlatıldı?
Tane tane şunlar anlatıldı…
“İrticai faaliyetler devletin laik yapısını tehdit eder boyuttadır. 1200 vakıf irticai faaliyette bulunuyor. 42 üniversitede irticai faaliyet var. Bu üniversitelerde bine yakın irticacı personel var. Bu irticai faaliyetler kapsamında, 480 özel okul, 2 bin 200 yurt ve pansiyon, 1100 Kuran kursu, 500 dersane, 1700 şirket ve finans kurumu, 34 holding, 245 radyo-televizyon kanalı var. 45 milyar dolarlık sermaye birikimleri var. 13 bin irticacı devlet memuru var. Bunlar en başta milli eğitim, sağlık, içişleri olmak üzere, bakanlıklarda görev yapıyor.”

2002’deki tablo buydu.

fetocu menzilci nakşi ayrımı yapılmamış, devlete sızan, bakanlıklara çöreklenen tüm tarikat ve cemaatlerin bilançosu aktarılmıştı. Kendini korumayı başaran, kala kala sadece Türk Silahlı Kuvvetleri kalmıştı.

Bu brifingden 20 gün sonra… Yüksek Askeri Şura toplandı. İrticacı üç subay ve dört astsubay ordudan atıldı. Başbakan Abdullah Gül şırrak diye şerh koydu. İrtica brifingi sanki ona değil, duvara anlatılmıştı. Hiç kulak asmamış, irticacıların ordudan atılmasına itiraz etmişti. Sadece ona ait kişisel bir karar değildi… Abdullah Gül’den sonra başbakanlık koltuğuna oturan Tayyip Erdoğan da, irticacıların atılmasına şerh koymaya devam edecekti.

Abdullah Gül’ün şerh koymasından 10 gün sonra… Hilmi Özkök, Gazi Orduevi’nde yılbaşı resepsiyonu verdi, medya patronlarını, köşe yazarlarını davet etti. Ve, burada yaptığı konuşmada akp’ye verdi veriştirdi, “irticacılar TSK’ya sızmaya çalışıyor, yüksek askeri şura kararlarına şerh konulması irticaya bulaşanlara cesaret veriyor” dedi.

Peki, şerh konulan subay-astsubay kimdi?

Resepsiyona katılan gazetecilerin kulağına fısıldandı…
Üsteğmen rütbesindeki bir subay, cemaat mensubuydu, emrindeki astsubaya “ağabey” diyordu, astsubay subaya emir veriyordu, emir-komuta hiyerarşisi bozulmuş, şeyh-mürit ilişkisine dönmüştü.
Bir başka karacı subay “namaz saatine denk geliyor, o saatte namazımı kılacağım” diyerek, nöbetine gitmeyi reddediyordu.
İsrail’e ziyarete gönderilen bir muhribin subayı ise, “ben müslümanım, İsrail devleti Filistinlilere eziyet ediyor, bu görev caiz değil” diyerek, gemisine binmeyi, İsrail’e gitmeyi kabul etmiyordu.

O gün itibariyle…
TSK’ya sızmış bulunanların en yüksek rütbesi, yüzbaşıydı.

Bugün itibariyle…
149 general-amiral, 10 bin subay, 23 bin astsubayla, 15 Temmuz!

Dolayısıyla, gözümüzün içine baka baka hepimize cahil muamelesi yapan Binali bey haklı…
Sarı çizmeli mehmet ağa olamayacağına göre, olsa olsa kürk mantolu madonna palazlandırmıştır bunları!

Yılmaz Özdil