Yılmaz Özdil; Henüz Malezya olmadık ama… Herkesi yoketmeyi kafaya takan amok koşucumuz olduğu kesin!

Durup dururken… Oturduğu yerden fırlıyor. Elinde pala! Koşmaya başlıyor. Önüne çıkanı doğruyor. Rastgele… Sebepsiz, kuralsız, kontrolsüz, sırf öldürmek için, hiddetle savuruyor palayı, paramparça yere seriyor, koşmaya devam ediyor, nereye gittiğini bilmeden.
İnsanlar çığlık çığlığa kaçışıyor.

O haykıra haykıra saldırıyor. Dehşet saçtıkça, etraftaki korkuyu hissettikçe güçleniyor. Kan kokusu yayıldıkça adeta daha çok çileden çıkıyor, kalabalığın arasına dalıyor, mahvede mahvede, daha hızlı koşuyor. Gözleri yerinden fırlamış… Ama ne görüyor, ne duyuyor.
Ağzından köpükler saçıyor. Zangır zangır titriyor. Çünkü aslında… Nöbet geçiriyor. Cinnet.
Çılgınca sanrılar görüyor. Gerçekte var olmayan, zihninde yarattığı tehlikeleri imha etmek için, başını sonunu hesap etmeden, şuursuzca harekete geçiyor, yokede yokede koşuyor.
Neticede, ya kendi başını yiyor, ya da bitkin düşüp, yığılıp kalıyor.

Amok koşusu bu.

Malezya’da görülen bir tür çıldırma hali… Malezya’ya özgü tarihsel ve kültürel unsurlardan kaynaklanıyor. Manasız intihar saldırısı da deniyor. Kişi önce derin bunalıma sürükleniyor, kafasının içinde kurmaya başlıyor, gerçekte öyle olmadığı halde, kendisine yönelik gizli planlar yapıldığını, kendisini aşağıladıklarını, kendisine hakaret edildiğini düşünüyor, biriktiriyor biriktiriyor, ansızın patlıyor, güya kendini koruyor, vahşice, ayrım gözetmeden saldırıya geçiyor. İçinde yaşadığı topluma hayati zararlar vermesine rağmen, kendine geldiğinde ne yaptığını hatırlamıyor, palasından kan süzülürken, şaşkınlıkla “burda ne oldu böyle?” diye soruyor.

Bi kaç sene öncesine kadar Türkiye’nin en hararetli tartışma konularından biri “Malezya mı oluyoruz?” sorusuydu.

Henüz Malezya olmadık ama…
Herkesi yoketmeyi kafaya takan amok koşucumuz olduğu kesin!

Yılmaz Özdil