Yılmaz Özdil sözcü gazetesi kapatılırsa ne olur diye yazmış.

Gazeteci için gazete… Cezvedir aslında.  Hep ateş vardır altında. Suyu ısınır.

Patates’ten gazeteciyse mesela…
Koy cezveye.
Sıcağı görünce gevşer.
Gelemez hiç zora.
Salar kendini.
O sert zannettiğin, dayanıklı zannettiğin karakter kaybolur gider, ezilen büzülen, vıcık vıcık bi şey haline gelir.
Üzülürsün girdiği kılığa.

Veya yumurta’ysa gazeteci…
Kaynat cezveyi…
Patatesin zıddına tepki verir.
Şartlara direnir.
Ama maalesef… Kötüleşen şartlara direneyim derken, o narin kabuğuyla koruduğu, içindeki canı öldürür, yüreğini katılaştırır, hatta çoğu zaman çatlar, imha eder kendini.

Peki ya kahve’yse gazeteci?

İşte o başkadır.
Şartlar değiştiğinde, şartların dayatmasına uymaz, şartları değiştirir.
Mis gibi koku yayar.
Ortama lezzet katar.
Keyif verir.
Cehennem alevinden…
Cennet hazzı çıkarır.

Sözcü…
Türk kahvesidir.

Bekir Coşkun’un niye tiryakisi olduğunuzu sanıyorsunuz?

Emin Çölaşan, Uğur Dündar, Mehmet Türker, Soner Yalçın, Necati Doğru, Saygı Öztürk, Ege Cansen, başyazarımız Rahmi Turan… Sabah güne başlarken, veya, akşam günün yorgunluğunu atarken yudumlamanız ondan… Okurken köpüğünü höpürdetircesine mutlu olup, bittiğinde keyifle ohh çekmeniz ondan.

Memleketi hazmetmenizi sağlar.
Zihin açar.

Uyanık tutar.

Kıymetini bilene kırk yıllık hatırı vardır, bizi biz yapandır, onsuz kız bile isteyemezsin, örf adet gelenektir.

Diktatörlüğün monoloğu değil, demokrasinin diyaloğudur, çünkü, sohbetin bahanesidir.

Sözcüsüz basın, püreleşmiş patatesler, kalbi taşlaşmış yumurtalar, telvesi donmuş boş fincanlardan ibarettir.

Yılmaz Özdil – sozcu.com.tr