Zagor – Yılmaz Özdil

Yunan yazar Kazancakis, Zorba romanında “herşey boş, yeter ki adamın iyi bir karısı olsun” der. Bu laf, hayat felsefemin temelidir. 15 yaşımdan beri hep bir kadın hayaliyle yaşadım. Abarttığımı düşünenler olabilir ama, karım bana Allah’ın lütfudur. Böyle bir insanı bulmuş olmak, hayatımın en büyük başarısıdır.

Nazım Hikmet “sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin?” diye soruyor. Ben mutluluğun resmini yaptım. Evim, ailem.

İçimdeki çocuğu hep muhafaza ettim. Türkiye’nin en iddialı çizgi roman koleksiyonlarından birine sahibim, Tex, Mister No, Tom Miks, Teksas, Kaptan Swing… Asıl Zagorcuyum, baltalı ilah… Çizgi romanların çocuklar için zararlı olduğunu söylerler. Halbuki son derece yararlıdır. Kan yoktur. Cinsellik içermez. Daima iyiler kazanır, kötüler kaybeder.

Yolsuzluk davalarını takip ederken mesela, bunlar hiç Zagor okumamış diye düşünürüm. Zagor okusalardı, bataklıktan kurtulmak için çırpındıkça daha çok battıklarını bilirlerdi!

İki üç bin cd’lik film koleksiyonum var. Siyah beyaz Türk filmleri özel bir yer tutar. Belgin Doruklar, Zeki Mürenler, Türkan Şoraylar, Filiz Akınlar… Her toplumun bir kimyası vardır. Türk insanının gerçek kimyası da o filmlerde yatıyor. Bizi birbirimize bağlayan değerler onlar… Bana göre, her ailenin en önemli görevlerinden biri, çocuklarına eski Türk filmlerini seyrettirmek… Bu toplum bir gün Zeki Müren’i Ayhan Işık’ı Esmeray’ı unutursa, o gün biter.

20-30 sene önce Türk insanı daha mutluydu. Şimdi çıkın sokağa, herkes gergin, herkes mutsuz… Gerçek Türk insanı, o siyah beyaz Türk filmlerindeki insanlardı. Anayasanın hukukun askıya alındığı, toplumun ayrıştırılarak birbirine düşman edildiği, yalan, talan ve kaosun hüküm sürdüğü, gelecekten endişe duyulan Yeni Türkiyeniz alın sizin olsun! İnsanlarımız eski Türkiye’yi özlüyor.

Türk sanat müziği tutkunuyum. İdolüm Zeki Müren. Kızımın ismi o yüzden Yasemin’dir. Bir demet yasemen, aşkımın tek hatırası’ndan gelir. İkinci çocuğumuz kız olsaydı, Manolya olacaktı, koklamaya kıyamam, benim güzel manolyam… Erkek oldu, Kerem koyduk.

33’lük 45’lik plaklarım var, İlhan İrem, Yeni Türkü, Grup Gündoğarken, Edip Akbayram… Türkçe sözlü hafif müziği çok severim. Ferdi Özbeğen’in Ümit Besen’in bütün plakları var. 400 cd’lik Yunan müziği koleksiyonum var. Bach, Mozart, Beethoven, Vivaldi’nin tüm eserleri var.

Binlerce parçayı ezbere bilirim. Üniversitedeyken bazı barlarda profesyonel olarak şarkı söyledim. Şimdi biraz mazot (alkol) aldığım zaman, eş dost toplantısında söylüyorum.

Agresif değilim. Herkes beni sinirli biri zanneder ama, hiç öyle değilimdir. Sigara kötü bir şeydir ama, ben sigarayı bile tutkuyla, şehvetle içerim. İnandığım değerleri savunurken kendimden geçiyorum, hepsi bu.

Uzlaşmacı bir kişiliğim yoktur. Cumhuriyetin temel nitelikleri konusunda kimseyle uzlaşmak zorunda hissetmem kendimi… Bu konuda empati de göstermem, sempati de göstermem.

Bana sosyalist demelerinden rahatsız olmam, ikinci cumhuriyetçi, liberal deselerdi rahatsız olurdum. Bu gördüğümüz aydınlar aydınsa, bana aydın denilmesini hakaret kabul ederim. Washington, Brüksel, Avrupa Birliği yetkililerinin beni sevmesi, beni rahatsız eder.

CIA laboratuvarlarında plastik bir din anlayışı imal ettiler. Hiçbir haçlı seferi, İslam dinine bu kadar zarar vermedi. Suudi vahabiliğini İslam diye yutturup, insanlarımızın duygularını istismar ediyorlar.

Türkiye’de müthiş çarpıtma var, hiçbirimizin karşı olamayacağı demokrasi, kardeşlik, insan hakları gibi kavramları kullanıyorlar, halkı büyük yalanlarla kandırıyorlar, bunların en başında “milli irade” yalanı geliyor. Bunu en çok diktatörler kullanır, en çok kullanan iki kişi Hitler ve Mussolini’ydi. Seçmenin tercihini “milli irade” olarak yutturuyorlar, kendilerine oy vermeyeni milletten saymıyorlar. Halbuki asıl olan “milli irade” değil, “milli egemenlik”tir. Egemenlik kayıtsız şartsız TBMM’nin değil, milletindir.

Basitlik ve sadelik iki farklı şeydir, karıştırılıyor. Basitlik basitliktir. Sadeliğe ise, büyük karmaşalardan geçilerek ulaşılır. Önüne iki yol çıkarsa, asla kolay olanından gitme… Yokuş yukarı tırman ve kanlı ayak izlerini takip et. Kolay diye gösterilen yol, asla mutluluğa veya iyi bir yere götürmez. Tarihe bakın… Tarihte en son sözü, daima direnenler söylemiştir.

Aktif mücadelenin gerekliliğine inanıyorum. Hayatımda hiç kendimi gizlemedim. Atatürk rozeti takıyorum. Evimde Atatürk köşesi var. En çok kalpaklı resmini severim. Günümüz koşullarında bize güç ve direniş ruhu veren resim, odur.

Kemalistim.

Mustafa Kemal’in askeriyim. Atatürk’ün sahte bir maske olarak kullanılmasına karşıyım. Atatürk’ün ideolojik mirasını sahipleniyorum, ulusalcıyım, milliciyim.

Ulusalcılık birilerinin göstermeye çalıştığı gibi öcü bir şey değildir. Ulusal çıkarları emperyalist çıkarların üstünde görmenin nesi kötü? Ulus devlet öldü diyorlar. Neden Almanya’da Fransa’da ölmüyor?

Milli şair, Allah bu millete bir daha İstiklal Marşı yazdırmayı nasip etmesin demişti. İşte o günlere geldik. Türkiye’nin kimyasını bozdular, genetiğiyle oynadılar, iki ölümcül virüs attılar ülkeye, biri etnisite virüsü, diğeri mezhep virüsü… Antivirüs, Kemalizm’dir.

Ümit Kocasakal bu.

Dün itibariyle… Kayıtlı 26 bin üyesiyle dünyanın en büyük barosu olan İstanbul Barosu’nun başkanlığını bıraktı. Makamını, sıfatını başkaları gibi sıçrama tahtası, zırh, kalkan olarak kullanmadı, alet etmedi. Baroya zarar verme kaygısı taşımadan, daha ağır sorumluluklara yelken açmak için… Son değil, başlangıç için… Üç dönemdir oturduğu koltuğundan kendi isteğiyle kalktı, 23 Ekim’de yapılacak olan seçimlerde yeniden aday olmayacağını açıkladı.

“Ümitsiz durum yoktur, ümitsiz insanlar vardır, ben hiçbir zaman ümidimi kaybetmedim” der,
Mustafa Kemal.

Yıllar sonra nihayet, her zamankinden fazla ümitliyiz bugün.

Yılmaz Özdil