Zülfü Livaneli; Anadolu’da gerçekleşen mucizenin adı Atatürk’tür

50. sanat yılını kutlayan Livaneli, “Cumhuriyet bir özgürlük düşüncesi üzerine kuruldu” dedi ve ekledi: “Atatürk ve arkadaşları, yokluk içindeki Anadolu’dan dünyaya örnek olan modern bir ulus çıkardı. Mucizenin motor gücü Atatürk’tür, Atatürkçülüktür.” İşte Livaneli’nin anlattıkları:

– Niye biz bu kadar çok seviyoruz özgürlüğü? Milyonlarca insan bu şarkıyla büyüdü…
Özgürlük çok kutsal bir kavram ve Türkiye’de hem kamusal özgürlüğümüz eksik bizim, hem bireysel özgürlüğümüz, düşünce özgürlüğümüz yerlerde sürünüyor zaten. Bunları bildiğimiz için özgürlük lafı bizi heyecanlandırıyor. Bu şarkı insanları bir alev gibi sardı, bazı arkadaşlarım anlattılar “biz o zaman okuldaydık, yazıyorduk, tahtaya, sıramıza” diye…

‘COĞRAFYA KADERDİR’

– Ben de yazdım! Hepimiz yazdık. Özgürlüğü niye başaramıyoruz?
İbni Haldun’un çok sevdiğim bir sözü var; “Coğrafya kaderdir.” Dünyanın en çok istila edilmiş, en çok geçilmiş, en çok ezilmiş toprağı burası. Biz, kalbi ve beyni Avrupa’da, gövdesi Asya’da bir ülkeydik Osmanlı’da. Cumhuriyet, bir “özgürlük düşüncesi” üstüne kuruldu. Türkiye Cumhuriyeti’nin kalbi ve beyni de Anadolu’ya kaydı. Oradan da Ortadoğu’ya. Özellikle son 15 yılda Ortadoğu bizim içimize daha çok girdi. Batı’ya gittikçe özgürlükler artar, ama Ortadoğu özgürlükten pek söz edilebilecek bir yer değil. Çünkü, din Ortadoğu’da din olarak değil, rejim olarak yer alıyor, sıkıntı burada.

‘BİZDEKİ YIKIM KAVGASI’

– Şu anda Türkiye’nin yaşadığı neyin kavgası?
Aslında bu bir siyasi kavga değil. Biz, Batı demokrasileri ile kendimizi aynı rejim zannediyoruz, oysa değil. Orada yapılan bir siyaset kavgası, yani ülkeyi şöyle mi yönetelim, böyle mi yönetelim, ekonomisini böyle mi yapalım, şöyle mi yapalım… Bizdeki; “yıkalım, yeniden kuralım.”

– Neden ama?
Çünkü, bir kere o din çevresinde oluşmuş kitleler, Cumhuriyet’in kuruluşundan bu yana laikliği ve Türkiye Cumhuriyeti’nin bu şekilde kurulmuş olmasını kabul etmiyorlar ve bu sadece Atatürk ve Cumhuriyet’le başlamış bir kavga da değil. Atatürk ve arkadaşları, Osmanlı’daki modernleşme mücadelesinin bir devamı ve zaferidir. 3. Selim’i düşünün, padişah, hem de halife, değil mi? Modernleşme çabaları var diye, kutsal saymaları gereken halifelerini odasında paramparça ettiler, öldürdüler!

‘BEN DE FAKİRLİK ÇEKTİM’

– Siz hiç fukaralık yaşadınız mı?
Çok yaşadım tabii, yaşamaz mıyım. Ben orta halli bir aileden geldim, memur ailesi fakat sonra, benim hapislere girmem, işsiz kalmam, sürgünlük, yurtdışı filan, esas fakirliği o zaman çektik. Açlığa mahkum ediyorlardı insanları.

– Bu fukaralık meselesi bugünlere getirmiş olabilir mi insanları? Kalkınmayı yayamamış olmak…
Esas mücadelenin Atatürk açısından Kurtuluş Savaşı’ndan sonra başlamasını böyle izah edebiliriz. Bir gün trenle Anadolu’yu dolaşıp halkın şikayetlerini dinlerken, kendini vagona atıyor, kalp krizi geçirecek nerdeyse. Hasan Ziya Soyak yaveri yanında, açıyor göğsünü bağrını filan “Ne yapacağız Ziya?” diyor, “Esas savaş bu, bunu nasıl kazanacağız?” Anadolu denen şey, hastalıktan kırılan, hiçbir zenginliği olmayan, garibanları o cepheden o cepheye gönderen bir insanlar topluluğu. Bundan; dünyaya örnek olacak kadar modern bir ulus çıkaracaksınız, düşünün! Şimdi, Türkiye’nin neden bir kısmı gelişmemiş diye soracağımıza, asıl, nasıl olmuş da bu kadar eğitimli kadrolar yetişmiş, bu kadar okulları üniversiteleri oluşmuş, hele Atatürk ve İsmet Paşa döneminde bu kadar denk bütçe ile idare edilmiş, bu mucizeyi nasıl yaratmışlar diye sormak lazım. İşte bu mucizenin dinamik motoru Atatürk’tür, Atatürkçülüktür.

10-48  Zülfü Livaneli; Anadolu’da gerçekleşen mucizenin adı Atatürk’tür 10 48

‘ATATÜRK’ÜN ÇAPI ÇOK BÜYÜK’

– Bu son 14 yılda vatan haini lafı o kadar korkunç bir hale geldi ki…
Ucuz, ucuz, her şey ucuz. Mustafa Kemal Atatürk, daha büyük bir evladı olabilir mi bir ülkenin ? Ona vatan haini denmiş bir ülke burası ve idama mahkum ettiler onu, biliyorsunuz. Ordudan tart ettiler, idama mahkum ettiler, vatan hainliğinden. Şimdi bu nasıl bir şey? İsmet Paşa’ya asker kaçağı dediler! Bugün de bakıyoruz, bir insana diyorlar ki bu hem Kemalist, hem PKK’lı, hem FETÖ’cü! Saçma sapan şeyler bunlar. Mustafa Kemal’in yalnız temsil ettiği değerler, ilkeler değil, çapı çok büyük. Büyük çap kolay anlaşılmıyor, onu anlayabilmek için belli bir kavrama kapasitesi gerekiyor. Ben Atatürk’ü kavrayamadıklarını görüyorum, algılayamıyorlar ve durmadan, 78 yıl önce ölmüş liderimiz, her gün tartışılıyor, her konuda ölçü o.

‘AĞIR BEDEL ÖDÜYORLAR’

– Hiç ummadığımız isimler “Atatürk” yazıları yazmaya başladı…

Evet, hapiste bile bu açıklamaları yapıyorlar. Bu yüzden bizim de pek çok arkadaşımızla yolumuz ayrıldı, çok sevdiğimiz, hayatı beraber geçirdiğimiz arkadaşlarımızdan pek çoğuyla kavga ettik 2000’li yıllarda. Ayrı düştük, görüşmez olduk, onlar böyle ayrı bir havaya kaptırmışlardı kendilerini… Bugün de en ağır bedeli onlar ödüyorlar ama.

– Bugün Osmanlı ve Cumhuriyet iki ayrı dünyaymış gibi anlatılıyor, sanki Atatürk birini yıkarak diğerini kurdu…
Ben gazete yazıları yazarken şöyle bir soru sormuştum, “En büyük 8 Osmanlı kimdir?” Herkes farklı isimler verir mutlaka. Ama birincisi ve sonuncusu bellidir, ikisi de gazidir, ve ikisi de devlet kurucusudur, biri Gazi Osman’dır, diğeri Gazi Mustafa Kemal. Yahu, bütün ömrünü, sağlığını, cepheden cepheye, ülkesini, Osmanlı İmparatorluğu’nu korumak için adamış biridir Mustafa Kemal. O imparatorluğun yıkılışını önlemek üzere cephelerde çarpışmış, Libya’da gözünü, başka yerde böbreklerini kaybetmiş, hastalanmış ve erken ölümüne yol açacak kadar kendini parçalamış bir komutan. Sen ne yaptın Osmanlı için de “Atatürk Osmanlıyı batırdı” diyorsun! Bundan daha acı bir şaka olur mu?

ÖLMEDEN GÜZEL GÜNLER GÖRMEK İSTİYORUM

– Bir son cümle, siz ne söylemek isterseniz…
Tarık Akan dostumuz öldü, onun anmasını burada da Almanya’da da yaptık. Her ölen arkadaşta şunu düşünüyorum “Zaten ölüm var, herkes gidecek, herkes iyi bir şeyler bırakarak gitmek istiyor…” Ben, namuslu yaşamış insanların namuslu ölmek gibi bir borcu vardır diyorum. Çünkü o sana bel bağlamış kitleleri hayal kırıklığına uğratamazsın. Yaşar Kemal gibi gideceksin, Tarık Akan gibi gideceksin. Ama şu da var, ben Tarık için de, Yaşar Ağabey için de, diğerleri için de şunu düşündüm hep, keşke bu dönemin sonunu görebilselerdi.
Türkiye’nin daha aydınlık, daha huzurlu, daha güzel günlere vardığını görebilselerdi… Elbette ben de ölüp gideceğim ama diyorum ki bir göreyim de şu memlekette güzel günler olduğunu, öyle öleyim…

İNSANLIK GERİYE GİTMEZ TÜRKİYE DE İLERLEYECEK

– Bu son albümde 50 sanatçı, 50 Zülfü Livaneli şarkısı söyledi.
Her biri çok güzel söylediler, kendi kişiliklerini kattılar. Hem Bülent Seyhan ve Seyhan Müzik, hem de 50 sanatçı bana büyük bir hediye verdi, sağ olsunlar. 50 beste, 50 yorumcu, bu çok zor bir şey. Çok büyük emek.

– Acılarınız mı fazla, ümitleriniz, aşklarınız mı?
Aşk tabii ki hayatın yürütücü gücü, umutlar her zaman fazla. Acılar olsun, olacak da. Ama insanlık geriye gitmez, insanlık mutlaka ileriye gider, Türkiye de ilerleyecek, bunları aşacak, hiçbir canlı organizma kendisini öldürmez bile bile.

– Bunca acı, içinde nasıl bu gülümsemenizi koruyabildiniz?
Bir kere o sizin gördüğünüz kadar sakin bir insan değilim, içimde hep çok fırtınalarım, çok krizlerim oluyor.Ama insanlar umut bekliyor, umutsuzluk taşımamak gerekli insanlara. Bir de, evet, üst üste baktığınız zaman bütün bu darbeler, hapisler, arkadaş ölümleri, işkenceler, idamlar, parasızlıklar, böyle bir hayat yaşadık… Ama sadece bu değil ki… Konserler, müthiş dostluklar, Abidin Dino’lar, İlhan Koman’lar, Yaşar Kemal’ler, beraber geçirilen muazzam güzel geceler, bağıra çağıra türkü söylemeler… Bunların hepsi iyisiyle, kötüsüyle, bir bütün olarak geliyor. Sonunda da bir limana varıyorsunuz.

sozcu.com.tr